Somatoform Bozukluklar – Somatizasyon Bozukluğu

Soma” Yunanca “beden, vücut” anlamına gelmektedir. Somatoformun tam Türkçe karşılığı ise psikolojik acıyı bedenselleştirmektir. Somatoform bozukluluğu olan kişide psikolojik bozukluklar zihinsel bir süreç sonucu fiziksel bir biçim almıştır; semptomlar psikolojik kökenli bedensel belirtilerdir. Ortaya çıkan fiziksel semptomlar tıbbi bir nedenle açıklanamamakta ve bu semptomların yanında hastada herhangi başka bir akıl hastalığına (panik bozukluk gibi) rastlanmamaktadır. Somatoform bozukluğun yaşandığı durumlarda herhangi bir numara yapma (malingering) veya var olan acıyı olduğundan fazla gösterme, bir diğer adıyla yapay bozukluk durumu yoktur; kişi semptomları gerçekten yansıttığı gibi yaşamaktadır.

Beş çeşit somatoform bozukluk vardır:

1) Konversiyon bozukluğu (histeri),
2) Somatizasyon bozukluğu,
3) Ağrı bozukluğu,
4) Beden dismorfik bozukluğu,
5) Hipokondri.

Konversiyon bozukluğunda (histerilerde) semptomlar çatışmaları özgürleştirmek için yapılır ve bedenin bir bölümünde ortaya çıkar. Somatizasyonda ise bedensel semptomlar bilinçdışında bastırılan deneyimin tasarımıdır; dürtü bu organizasyonu harekete geçirir. Dürtünün kaynağı somatik heyecandır ve bu heyecan bedenin çeşitli bölgelerinden alınır. Ağrı bozukluğunda kişide bir ya da birçok yerde kronik ağrı görülür; nedeni psikolojik strestir. Beden dismorfik bozukluğunda kişi fiziksel özelliklerini eksik/yetersiz bulmaktadır ve aklı bu eksiklikle/yetersizlikle aşırı derecede meşguldür. Hipokondri hastaları ise sürekli hasta olduklarını düşünürler. Hipokondrinin bir diğer adı da sağlık fobisi/kaygısıdır.

Kişide psikosomatik denge, sağlık–hastalık arasında kurulur; iyi hissetme duygusu beden ve ruh bütünlüğünden çıkar. İnsanlar her türden uyarana psikolojik ve bedensel yanıtları birlikte verirler. Beden çok hastaysa kişi ruhsal olarak da iyi olamaz veya tam tersi; ikisi birbirinden kopuk değillerdir. Bu uyumlu olup olamama durumu ruhsal süreç üzerinden gelişir ve savunma mekanizmalarının bu süreci tolere edip edememesiyle alakası vardır. Kendini iyi hissetme birçok ruhsal fenomenin birleşmesidir. Gerçek sağlık, ruhsal dünya ve beden tasarımlarının birbiriyle dengede ve ilişkide olmasıyla kazanılır. Bir dengesizlik olduğu durumda beden tepki verir.

Herkesin doğuştan gelen somatizasyon (bedenselleştirme) eğilimi vardır. Hayat boyu çeşitli somatik olaylar yaşayabiliriz (astım, bronşit, ülser, yüksek tansiyon krizleri, kolit), bu bazen hayat kaybına kadar (kanser gibi bağışıklık sistemini yıkan hastalıklar) gidebilir. Tıbbi yaklaşımın karşısına psikanalitik kaynaklı yeni bir psikosomatik akım çıkmıştır. Psikanalitik psikosomatik yaklaşımda hastalığın gelişimindeki ruhşal işlevi anlama öne çıkmaktadır. Hastalığın görüldüğü organın anlamı ancak hastanın söylemi ve buna bağlı olarak getirdiği çağrışımlar ile anlam kazanmaktadır. Örnek verecek olursak, baş ağrısı zihinsel ketlenmeyle ortaya çıkar; dürtüsel etkinlik zihinsel olarak akıllaştırılmadığı (intellectualization) için bedende ortaya çıkmaktadır. Zihinleştirme (mentalization) yoluyla vücuttan boşaltılamayan dürtü bedensel yolla ortaya çıkmaktadır. Bedenselleştirmenin temelinde zihinleştirme vardır. Zihinleştirme kapasitesi iç sıkıntıları, depresyonu, kişisel çatışmaları tolere edebilmeyi, anlaşma yapmayı sağlar. Bu kapasite dürtülerin düzenlenmesi için gerekli olan işlevlerin tümüdür. Psikosomatiklerde somatizasyon sonucu ortaya çıkan bedensel problemlerin altında kin (hostilite) ve saldırganlık (agresyon) vardır.

Yazının geri kalan kısmında somatizasyon bozukluğu birtakım genel sorular ile detaylandırılmaktadır.

Somatizasyon bozukluğu nedir?

Somatizasyon bozukluğu, klasik tıbbın ilgilendiği şikayetleri barındırır. Bazı somatik faaliyetler çok ya da az çalışır. Bu durumda bastırma düzeneği yeterli olmamış, yerine diğer düzenekler kullanılmaya başlanmıştır. Yatırımlar daha çok bedendeki bir organ üzerinde olmaktadır. Kişi olaylara bedensel semptomlarla yanıt verir. Bunlar “baş ağrısı”, “acı hissi” gibi anlamdan yoksun bir şekilde açığa çıkar. Organizmanın dışarıda beğenmediği duruma yanıtıdır. Ruhsal alanda bastırılan duygulanımlar, otonom sinir yolları ile organların faaliyetlerini değiştirir. Bunu takip eden süreçte de organik hastalık oluşur. Bu yakınmaların, tıbbın ilgi alanına girmelerine rağmen, belirgin bir fiziksel nedeni yoktur. Daha önce de söylendiği gibi, bir organın anlamı ancak hastanın söylemi ve buna bağlı olarak getirdiği çağrışımlar ile anlam kazanmaktadır. Somatizasyon (yer değiştirme-dönüştürme) ruhsal bir çatışmanın bilinçdışı bir savunma süreci sonucu bir bedensel (motor ya da duygusal) semptoma dönüştürülmesidir. Bu semptomlar kişide stres yaratır ve bu da kişinin işlevselliğini düşürür.

Psikosomatik tıp kişiye hastalıktan yola çıkarak bakarken, psikanalitik yaklaşım somatizasyon sürecindeki ruhsal faaliyetlerle ilgilenir. Psikosomatik hastaların şikayetleri sıradanlaşmıştır, somatik ifadeler monoton şekilde açıklanmaktadır. Psikanalist için işte bütün bu sıradanlaştırma sürecinin anlamı vardır. Yani, semptomda her zaman simgesel bir anlam vardır. İlk psikanalistler hastalarının tedaviyle ilgisi olmayan ve beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan ya da kaybolan bedensel hastalıkların varlığını saptamışlardır.

Bu semptomların hiçbirine genel tıbbi bir açıklama getiremiyor olmak gerekmektedir. Bütün semptomların aynı zaman diliminde olmasına gerek yoktur, bozukluk sürecinde ayrı zamanlarda görülebilirler. Somatizasyon bozukluğu beraberinde kaygı bozuklukları, duygudurum bozuklukları, madde kötüye kullanımı ve bazı kişilik bozukluklarını da getirebilir. Bunun görülme oranı yüksektir, özellikle kaygı ve depresyonun eşlik ettiği çok bildirilmiştir.

Nedenleri Nelerdir?

Daha önce de belirtildiği gibi, tıbbi bir açıklaması yoktur; semptomlar zihinsel ve duygusal süreçler ile ilgilidir. Stresli durumlarda semptomların görülmeye başlaması veya daha kötüye gitmesi ihtimali artmaktadır. Araştırmalar genetik ve psikososyal faktörler üzerinde de durmaktadır.

Nedenlerini incelerken birçok açıdan yaklaşmak doğru olacaktır.

  • Psikanalitik açıdan bakıldığında ilk olarak kişinin ifade edilmemiş bir çatışması olduğu düşünülmektedir. Yaşanan deneyimler, hissedilenler o kadar acı vericidir ki kişi o olayı bastırır ve bilincine çıkmasına izin vermez. Bastırılmış olan duygular kaygıya yol açar ve bu kaygı daha sonra fiziksel belirtilerle kendini gösterir.
  • Davranışsal açıdan bakıldığında, kişilerin bu semptomlar sayesinde ikincil bir kazanç sağladıkları ve bu nedenle bu semptomları devam ettirdikleri söylenebilir. Bu durumda kişi motor ya da duygusal hastalığı olan kişiler gibi davranmaktadır. Örneğin, birçok yerinin ağrıdığını belirten bir çocuk bu sayede bütün ilgilerini diğer kardeşlerine yönlendirmiş olan anne babasının ilgisini çekebilmektedir.
  • Sosyal ve kültürel faktörler açısından bakıldığında, araştırmalar kırsal bölgelerde yaşayan ve düşük sosyoekonomik düzeydeki bireyler arasında daha yaygın olduğunu göstermiştir.
  • Biyolojik faktörler açısından bakıldığında, yapılan araştırmalar kalıtsal faktörlerin etkili olmadığını göstermektedir. Tek ve çift yumurta ikizlerinde yapılan araştırmalar sonucunda ikizlerden birinde somatizasyon bozukluğuna rastlandığı halde diğer ikizde bu bozukluğun gelişmediği görülmüştür. Daha yakın zamanda yapılan araştırmalar da bu bulguyu desteklemektedir.

Bu bozukluğu olan kişiler ilk semptomlarını genelde 20’li yaşların sonlarına doğru göstermişlerdir, ancak belirtiler 10’lu yaşlarda da görülebilmektedir. Kişiler bu bozukluğu senelerce yaşayabilirler ve bu da gereksiz birçok tıbbi test ve tedavinin yapılmasına neden olabilir. Aşağıdaki faktörler somatizasyon bozukluğu gelişim riskini arttırıcı faktörlerdir:

  • Az eğitim düzeyi,
  • Düşük sosyoekonomik düzey,
  • Kadın olma,
  • Duygularını daha yoğun yaşama,
  • Antisosyal kişilik bozukluğu, madde bağımlısı, kaygı bozukluğu, depresyon ve panik bozukluğu olma,
  • Duygusal stresini sözel olarak ifade edemeyen kişilerde veya bu stresi ifade etmenin uygunsuz olduğu kültürlerde yaşama.

Semptomları nelerdir?

Bu bozukluğun temelini çoklu somatik yakınmalar oluşturur ancak ‘Somatizasyon bozukluğu’ tanısı konabilmesi için kişide aşağıdaki kriterlerin bulunması gerekmektedir:

  • Somatik semptomların (fiziksel yakınmaların) 30 yaşından önce görülmesi,
  • Ağrının vücudun en az dört farklı yerinde hissedilmesi (baş, karın, sırt, eklem, vb.),
  • Ağrı dışında iki gastrointestinal semptom öyküsü (bulantı, şişkinlik, gebelik dışında kusma, vb.),
  • Ağrıdan farklı olarak bir cinsel bozukluk semptomu (cinsel ilgi kaybı, düzensiz menstrüasyon, vb.) ve
  • Nörolojik semptomlar (dengesizlik, paraliz, yorgunluk, yutmada zorluk, ses kaybı, hezeyanlar ve halüsinasyonlar, dokunma duyusu kaybı, ağrıyı hissedememe, amnezi, geçici körlük, geçici sağırlık, hastalık nöbetleri).

Nasıl teşhis edilir?

Bir kişinin somatizasyon bozukluğu olup olmadığını teşhis etmek için kullanılan belirli bir test yoktur. Yapılan tıbbi testler ve muayeneler sonucu bir sonuca ulaşılmıyorsa doktorlar hastalarını bir psikoloğa veya psikiyatriste yönlendirmelidirler.

Tedavi

Peki nasıl geçecek? En kısa yoldan ve en etkili şekilde somatik semptomlarından kurtulmak isteyen hasta, içinde bulunduğu gerginliğe daha fazla dayanamaz. En önemli hedef hastanın iç süreçleri ile ilgilenmeye başlamasını sağlamaktır. Mümkünse bu süreçte hastalar yalnız kalmamalıdır. Hastalar kaygılarını daha iyi tanımlamaya ve onunla ilgilenmeye başladıktan sonra semptomların azaldığı bilinmektedir, çünkü bu semptomlar en başında var olan kaygıyla başa çıkmak için oluşturulmuş kaygılardır. Somatizasyon bozukluğu olan bir kişinin bu semptomları isteyerek yaratmadığını veya çektikleri acıları çekiyormuş gibi yapmadıklarını bilmek önemlidir.

Somatoform bozukluklar kişileri ruh sağlığı uzmanlarına götüren diğer rahatsızlıklar kadar sık görülmemektedir, bu nedenle tedaviye yönelik yeterli denebilecek düzeyde kapsamlı bir çalışma bulunmamaktadır. Bu kişilere nasıl yardım edilebileceği konusunda tek kaynak vaka raporları ve klinik spekülasyonlardır. Kişiler bu semptomlardan dramatik bir şekilde şikayet edebilir ve bu semptomları açıklayıcı olmayan bir şekilde tasvir edebilirler. Aynı semptomlar uzun süre devam eder ve tedavi için tıp dışından bir klinisyene görünmek yerine, birçok kez gitmiş olmalarına rağmen, yine aynı semptomlarla bir tıp doktoruna giderler. Bunun nedeni semptomlarını fiziksel olarak görmeleridir ancak bu semptomları açıklayan tıbbi bir sonuca ulaşamazlar. Depresyon ile birlikte görüldüğü bilindiği için bir tıbbi müdahale yolu antidepresan ilaçlardır.

Davranışçı klinisyenlere göre bu bozukluklara yüksek kaygı eşlik etmektedir ve bu kaygı da bazı hayat olaylarıyla ilişkilidir. Bu durumda, korkularının azaltılması ve böylece somatik belirtilerde azalma görülebilmesi için maruz bırakma (exposure) yöntemi ile hastanın bu kaygı yaratan durumu ele alması sağlanabilir. Ancak eğer kişi bu semptomlarını sadece belirli olay sonucu değil, gündelik hayat problemlerinden kaçmak için oluşturuyorsa, bu semptomları geride bırakmak için daha yoğun bir terapiye ihtiyaç duyacaktır.

Genel olarak önerilen, hastanın (hastalığı nedeniyle) yapamadıklarına odaklanmak değil, kendisine stresle nasıl başa çıkacağını öğretmek, hissettiği sınırlamaları nasıl aşabileceğini kendisine göstermek ve kontrol duygusunu kazanmaya teşvik etmektir. Tedavinin amacı, kişinin bu semptomları kendisinin kontrol edebileceğini düşünmesini sağladıktan sonra iş hayatı ile sosyal hayatta işlevselliğini arttırmaktır. Bunları sağlamak için de psikoterapi güvenilir bir tedavi alanı sunmaktadır.

Önlemek için neler yapılabilir?

Hayattaki stres seviyesinin düşürülmesi, psikolojik ve duygusal sağlığa dikkat edilmesi, ve bu konuda yardımı alınan doktor veya terapist ile açık ve güzel bir ilişki kurulması, bu bozukluğun önlenmesinde etkili faktörlerdir.


Kaynaklar:

Amerikan Psikiyatri Birliği: Psikiyatride Hastalıkların Tanımlanması ve Sınıflandırılması Elkitabı, Yeniden Gözden Geçirilmiş Dördüncü Baskı (DSM-IV-TR), Amerikan Psikiyatri Birliği, Washington DC, 2000’den çeviren Köroğlu E., Hekimler Yayın Birliği, Ankara, 2001.

Davison, G. C., Neale J. M. (2011).Anormal Psikolojisi, Yeniden Düzeltilmiş İkinci Baskı, John Wiley & Sons,New York, NY, 2003’ten çeviren Dağ İ. & Daş C. & Erden G. & Erkal B. & Küey L. & Öktem F. & Savaşır I. & Sayılgan M. A. & Soygüt G. & Tosun A., Türk Psikologlar Derneği, Ankara, 2011.

İkiz Tunaboylu, T. (2005). Psikosomatik Hastalıklarda Psikosomatik Psikoterapi. In A. Gürdal Küey (Ed.), Psikanaliz Konuşmaları (pp. 31-47). Istanbul: Bağlam Yayıncılık.

İkiz Tunaboylu, T. (2008). Psikanaliz Buluşmaları – 3: Psikosomatik. Istanbul: Bağlam Yayıncılık.

Parman, T. (2005). Psikosomatik Tarihi ve Çocuk Psikosomatiği. In A. Gürdal Küey, & T. İkiz Tunaboylu & M. L. Kayaalp & R. Tükel & E. Abrevaya (Eds.), Psikanaliz Yazıları – 11: Psikosomatik (pp. 13-31). Istanbul: Bağlam Yayıncılık.

Phillips, K. A. (2008), Somatization Disorder. Retrieved from: http://www.merckmanuals.com/home/mental_health_disorders/somatoform_disorders/somatization_disorder.html

Rais T. B. (2008), Somatization Disorder. Retrieved from: http://www.empowher.com/media/reference/somatization-disorder

Rubins, J.L. (1959). Psychodynamics and Psychosomatic Symptoms. American Journal of Psychoanalysis, 19, 165-187.


Hazırlayan:

Tuğçe TOKUŞ

İstanbul Bilgi Üniversitesi, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı

Bu yazı Toplumsal Bilinçlendirme kategorisine gönderilmiş ve , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.