Çocuklarda Ayrılma Kaygısı Bozukluğu

Ayrılma kaygısı bozukluğu (AKB), 18 yaşın altındaki bireylerde görülen bir kaygı bozukluğudur. AKB’nin en önemli özelliği, kişinin birincil bağlanma figüründen (ana bakımı veren kişi) veya evden ayrıldığında duyduğu aşırı kaygıdır. Bu kaygının, kişinin gelişimsel düzeyinde beklenen kaygı seviyesinden daha yüksek seviyede olması beklenir. Bu çocuklarda, kaygı sonucu fiziksel semptomlar, kişiye göre değişen endişe ve kaçınma davranışları görülür. Rahatsızlığın daha şiddetli ve kronik olduğu durumlarda akademik, duygusal ve sosyal gelişimsel bozukluklar görülmesi olasıdır.

AKB’nin nasıl oluştuğunu anlayabilmek için, bebeğin sosyal ve duygusal gelişimini bilmek önemlidir. Bebek, doğduğu andan itibaren ana bakım veren kişiye bağımlıdır. Bu bağımlılık, bebeğin hayatta kalabilmesi için gereklidir. Böylece, ana bakım veren kişi de bebeğe bağlıdır. Bebek, konuşmayı öğrenmeden önce; ağlayarak, gülümseyerek, tutunarak, göz kontağı kurarak, çekerek veya iterek iletişim kurmayı öğrenir. İhtiyaçlarını bu şekilde ifade etmeye çalışır. Bebek ağlayınca annesinin onun acıktığını anlaması bu iletişime örnektir. Bağlanma, anne ve bebek arasındaki seçici, içten, biyolojik olarak motive edilmiş ve bebek tarafından gösterilen (örneğin, bebeğin fiziksel olarak anne ile temas ve yakınlık kurması.) bir bağ olarak açıklanır. Bebeğin mizacı ve bebeğin ana bakımı veren kişi ile kurduğu bağlanmanın çeşidi AKB’nin oluşumunda etkilidir.

Bağlanmanın oluşumu:

Bağlanma, yaşamın ilk günlerinde başlayan, duygusal olarak güçlü ve olması beklenen bir durumdur. Bağlanma kavramı, belirli bir kişiye olumlu tepkilerin verilmesi, zamanın büyük bir çoğunluğunun o kişiyle geçirilmek istenmesi, herhangi bir korku yaratan durum veya obje karşısında hemen o kişinin aranması, bağlanılan kişinin varlığının hissedilmesi ve buna rahatlama hissinin eşlik etmesi şeklinde görülmektedir.

Bebek; meme arama, baş döndürme, emme, yutma, tutma, anneye yönelme, beslenme saatlerini sezinleme ve buna hazırlanma süreçleriyle bağlanmaya dair ilk işaretleri verir. Bağlanmanın oluşumu, 4 döneme ayrılarak incelenebilir.

Bağlanmanın oluşum süreçleri:

1. dönem: 8-12 haftasında bebek, annenin uyaranları ile hareketlenir. Çevresindeki kişilere yönelme davranışı gösterir; fakat kişileri ayırt etmekte zorlanır veya edemez. Bu dönemde bebek için önemli olan birincil ihtiyaçlarının giderilmesidir.

2. dönem: 8-12 hafta ile 6 ay arasında, bağlanmanın ilk işaretleri başlar. Bebek, anneyi yabancılardan ayırt etmeye ve dikkatini daha çok anneye yöneltir. Bu dönemde bebekler, yabancı kişilerle karşılaştırklarında korku ve kaygı yaşarlar. ‘Yabancı kaygısı’, normal gelişimsel sürecin normal bir parçasıdır.

3.dönem: 6 – 24 ay arasında, bağlanma tam olarak gözlenir. Bağlanma, yakınlık arayışı ile kendini gösterir ve küçük çocuklarda, bağlandığı kişiden ayrılması durumunda belirginleşir. Çocuk, annenin yokluğunda gergin ve huzursuzluk, varlığında ise rahatlık duygusu yaşar. Çocuğun birincil ihtiyaçlarını karşılayan ve çocuğun yanında rahat hissettiği kişiye birincil bağlanma figürü denir. Bu kişi genellikle, annedir.

4.dönem: Çocuk, birincil bağlanma figürünü sabitledikten sonra, diğer kişilerle de bağlanma gerçekleştirebilir. Bu kişiler; baba, bakıcı, anneanne, dede gibi diğer bakım verici kişileri içine alır.

Bağlanma türleri ve AKB:

Türlerin belirlenmesinde 1-2 yaşındaki çocuklar incelenmiştir. Bu dönem çocukların yürümeye başladığı ve çevresine karşı büyük merak duyduğu bir dönemdir. Çocukların anneleri ortamdan ayrıldıktan sonraki davranışları gözlendiğinde, çocukların davranışları ile anne- çocuk ilişkileri arasında bağlantı bulunmuştur. Araştırma sonucunda 4 çeşit bağlanma türü tanımlanmıştır:

  1. Güvenli bağlanma: Çocuk, bağlandığı kişi ortamdan ayrıldığında (kişi, gözden kaybolduğunda) tepki gösterir. Etrafı araştırmaya devam edebilir; fakat kaygılıdır. Bu normal bir tepkidir. Bağlandığı kişi geri geldiğinde, bu davranış ve hisleri rahatlama ve etrafı araştırmaya devam etmeye bırakır. Bağlandığı kişiden yakınlık ister ve bu kişi onu yatıştırmak için hazırdır. En sağlıklı bağlanma süreci, güvenli bağlanmadır.
  2. Gerilimli- kaçınan bağlanma: Bu çocuklar bağlandıkları kişi yanlarındayken çevrelerini araştırmaya devam ederler; fakat duygularını paylaşmazlar. Bağlandıkları kişi ortamdan ayrılıp geri geldiğinde, hiçbirşey olmamış gibi kendi işleriyle ilgilenmeye devam ederler.
  3. Gerilimli- direnç gösteren bağlanma: Bu çocuklar bağlandıkları kişi yanlarındayken çevresiyle ilgilenir; fakat ayrılık durumunda ikilem yaşar. Çocuk, hem o kişiyle beraber olmak ister hem de ondan uzaklaşmak ister.
  4. Dağınık- yönü belirsiz bağlanma: Çocuk, kaygısını denetlemeye çalışırken tutarlı davranmaz; kaçınan ve kararsız davranışlar sergiler. Çocuğun birincil bağlanma figürünün depresyonda veya hasta olması ya da çocuğunu istismar edici davranışlarda bulunması, bu bağlanma türü ile ilişkilidir.

Gerilimli-direnç gösteren ve dağınık-yönü belirsiz bağlanma türleri, AKB oluşumunda risk faktörüdür. Anne-babanın, bebek doğduğu andan itibaren ihtiyaçlarını karşılayıp karşılayamaması ile ve çocuğa nasıl davrandıkları ile yakından bağlantılıdır.

AKB’nin seyri:

AKB, stresli bir olay sonucu ortaya çıkabilir. Bir yakının veya evcil hayvanın kaybı, çocuğun hastalanması yada bir yakının hastalanması, okul değişikliği, taşınma ve göç gibi olaylar tetikleyici olabilir. Genellikle, okul öncesi yaşlarda ve 18 yaşından önce gözükür; fakat geç ergenlik döneminde de yaygındır. AKB’nin kişiye göre değişkenlik gösteren şiddetlenme ve hafifleme/duraksama dönemleri vardır.

AKB, küçük çocuklarda sıklıkla akut başlangıçlı; daha büyük çocuklarda ve ergenlerde ise başlangıcı gizildir. En sık rastlandığı grup, ergenlik öncesi erinlik dönemi çocuklarıdır.

Belirtileri ve diğer bozukluklardan ayıran tanılar:

Bu rahatsızlığın tanısının konabilmesi için, en az 4 hafta süreyle ve 18 yaşının altındaki kişilerde görülmesi gerekmektedir. En erken, 6 yaş gurubu çocuklarda görülmektedir. Kişi, klinik açıdan anlamlı bir üzüntü ve sıkıntı halinde olur. Bu durum; kişinin sosyal, akademik gibi önemli alanlardaki işlevselliğini bozacak boyuttadır. Ayrılık kaygısı bozukluğu tanısının konamayacağı durumlar, kişinin yaygın gelişimsel bozukluk, şizofreni yada diğer psikotik bozukluklardan birinin tanısını daha önceden almış olmasıdır.

Tanı için aşağıdakilerden en az üç veya daha fazlası görülmelidir. Bu çocuklar,

  1. Birincil bağlanma figürü olan kişiden (ebeveynleri, genellikle anne) veya evinden ayrıldığında aşırı sıkıntı ve kaygı yaşayabilirler. Bu durumda, bağlanma figürlerinden ayrıldıklarında, sıklıkla onların nerede olduklarını bilmek isterler ve onlarla iletişim halinde olmaya çalışırlar. Tek başına biryere gitmek veya evden uzaklaşmak istemezler. Eğer giderlerse veya uzaklaşırlarsa, huzursuz hissederler ve eve dönmeleri üzerine fantazi/hayal kurarlar.
  2. Birincil bağlanma figürlerinden ayrıldıklarında (ebeveyn, özellikle anne), onun başına kötü bir şey geleceğine dair (kaza, hastalık, vb.) aşırı kaygı yaşayabilirler.
  3. Kaybolmaktan ve ebeveynlerine bir daha kavuşamamaktan korkabilirler.
  4. Okula, kampa, başka bir arkadaşına yatıya gitmek gibi evden uzaklaşmasına sebep olacak durumlara karşı tepki gösterebilirler.
  5. Kendi odalarında veya başka odalarda tek başına kalmakta sıkıntı çekebilirler. Evin içerisinde, veya dışarıda, bağlandıkları kişiye yapışık halde dolaşabilir, bir gölge gibi onu takip edebilirler.
  6. Uyku zamanı geldiğinde zorluk yaşayabilirler. Genellikle tek başına yatmak bu çocuklarda kaygı yaratır ve bağlandığı kişinin onunla beraber uyumasını/ yanında durmasını isterler. Ebeveynleriyle birlikte uyuyabilmek için ısrarcı olabilirler. Eğer onlarla uyuması yasaksa, kapılarının önünde uyuyabilirler. Geceleri, kendi korkularına dair kabuslar görebilirler. Örneğin, evinin yanması, annesinin başına birşey gelmesi, kaçırılması gibi.
  7. Baş ağrısı, karın ağrısı, mide bulantısı ve kusma gibi fiziksel şikayetler, bağlandıkları kişinin yokluğunda çoğunlukla görülür.

Bu tanıya eşlik edebilecek olan diğer duygu, düşünce ve davranışlar:

  • Evden veya bağlama figürlerinden ayrıldıkları zaman sosyal hayattan geri çekilme, üzüntü, ilgisizlik yada ilgilendiği iş veya oyuna karşı konsantrasyon eksikliği,
  • Hayvanlardan, canavarlardan, karanlıktan, hırsızdan, kaçırılmaktan, araba kazası ve uçak kazası gibi ailesini ve kendisini tehlikeye sokacak durumlardan korkma,
  • Ölüm ve ölmek konusunda aşırı endişeli olma,
  • Okula gitmeyi reddetme, akademik alanda zorluklar ve asosyallik,
  • Kimsenin onu sevmediğini, umursamadığını ve kendisinin ölmesini istediklerine dair düşünceler,
  • Depresif duygu-durum hali,
  • Bağlandığı kişiden ayrılacağında, aşırı üzüntü yaşaması ve kızması beraberinde şiddet (vurma, itme vs.),
  • Yalnızken, özellikle geceleri yada karanlıkta, birinin onu gözetlediği, karanlıkta birinin ona baktığı gibi gerçekdışı düşünce ve algılar bu çocuklarda görülebilir.

AKB’nin oluşumundaki sebepler:

En çok etkisi olan faktörün, paylaşılan çevre, özellikle de ailesel faktörler olduğu tahmin edilmektedir. Çocuğun birincil bağlanma figürü ile kurduğu bağlanma türü ve ebeveynlik becerileri, ailesel faktörlere örnektir. Birincil bağlanma figürü ile çocuk arasında dağınık/yönü belirsiz ve gerilimli – direnç gösteren bağlanma türlerinin olması, AKB oluşumunda risk faktörüdür. Araştırmalara göre AKB’nin oluşmasında, ikiz kardeşler arasında belirleyici bir genetik faktör henüz bulunmamıştır. Buna rağmen, kalıtımsal faktörlerin bu rahatsızlığın oluşmasında etkisi olduğu görülmüştür. Bu çocukların birincil bağlanma figürlerinin 1/5′inde psikiyatrik bozukluğa rastlanmıştır. Çocuğun birincil bağlanma figürünün kaygı bozukluğu, panik bozukluğu veya depresyonunun olması, çocuklarda AKB oluşumunda önemli bir risk faktörüdür.

AKB ve okul fobisi arasındaki ilişki:

Bu çocukların %80’i okula ilk başladıkları dönemde okula uyum sağlamakta zorluk çekerler. Özellikle, 6-8 yaşında olan, tek çocuk olan ve ebeveynlerine aşırı bağımlı olan çocuklarda bu görülür. Çocuk, okula gitmek istemeyebilir, ailenin onu zorlaması panik duygusuna yol açabilir. Kusma, mide bulantısı, baş ağrısı, iştah azalması gibi fiziksel şikayetleri artabilir. Okula ilgisi azalır ve okula gitmek istememeye başlar. Nedeni sorulduğunda okul, öğretmen veya arkadaşlarından şikayet eder. Bunlar doğru olabileceği gibi, gerçek sebepler olmayabilir. Okul korkusunun veya fobisinin görünen nedeni ne olursa olsun temelinde birincil bağlanma figüründen ayrılma kaygısı vardır.

Tedavi için ne yapmak gerekir ?

Çocuğunda AKB belirtileri olduğunu düşünen anne-baba, bir psikiyatrist veya bir psikologdan yardım almalıdır. Psikiyatrist veya psikolog, belirli değerlendirmeler sonucunda en uygun tedavi yöntemi için anne babaya yol gösterirler. Ayrılma kaygısı bozukluğunun şiddetine göre tedavi yöntemi ve tedavinin süresi kişiye göre değişiklik gösterir. Çocuğunda bu belirtiler olduğunu düşünen anne-baba, bir uzmana başvurma konusunda gecikmemelidirler. Erken teşhis, çocuğun yetişkinlik hayatında oluşabilecek duygu, düşünce ve davranışlarındaki bozukluklara karşı bir önlemdir.


Referanslar:

Adams, E. B. & Sarason, I.G.. (1963). Relation between anxiety in children and their parents. Child development. 34(1), 237-246. from Jstor.

Altman, C., Sommer, J.L. & McGoey K.E., (2009). Anxiety in early childhood. Journal of Early Childhood and Infant Psychology. 5, 157-175.

American Psychiatric Association. (2000). Diagnostic and statistical manual of mental

disorders (4th ed., text rev.). Washington, DC: Author.

Beidel, D. C., & Turner, S. M. (2005). Childhood anxiety disorders: A guide to research and treatment . (pp. 187-203). New York,NY: Taylor & Francis Group.

Kesebir, S., Kavzoğlu, S. Ö., & Üstündağ, M. F. (2011). Bağlanma ve psikopatoloji. Psikiyatride güncel yaklaşımlar, 3(2), 321-342.

Morris, T. L., & March, J. S. (2004). Anxiety disorders in children and adolescents. (2 ed., pp. 172-175). New York,NY: The Guilford Press.

Rathus, S. A. (2008). Childhood and adolescence voyages in development. (3 ed., pp. 222-224). Belmont: Wadsworth Cengage Learning.

Schroeder, C., & Gordon, B. (2002). Assessment and treatment of childhood problems: a clinician’s guide. (2 ed., pp. 269-271). New York,NY: The Guilford Press.

Soysal, A. Ş., Bodur, S., İşeri, E., & Şenol, S. (2005). Bebeklik dönemindeki bağlanma sürecine genel bir bakiş. Klinik Psikiyatri, 8, 88-99.

Tüzün, O., & Sayar, K. (2006). Bağlanma kuramı ve psikopatoloji. Düşünen Adam, 19(1), 24-39.


Hazırlayan:

Merve MİNKARİ

İstanbul Bilgi Üniversitesi- Klinik Psikoloji Yüksek Lisans öğrencisi

İletişim: minkarimerve@gmail.com

Bu yazı Toplumsal Bilinçlendirme kategorisine gönderilmiş ve , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.