<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>B.A.K</title>
	<atom:link href="http://www.bilgiacikkapi.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.bilgiacikkapi.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 07 May 2012 20:32:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Pedofili</title>
		<link>http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/pedofili/</link>
		<comments>http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/pedofili/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Jan 2012 21:56:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editör</dc:creator>
				<category><![CDATA[Toplumsal Bilinçlendirme]]></category>
		<category><![CDATA[BAK]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi açık kapı]]></category>
		<category><![CDATA[pedofili]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgiacikkapi.com/?p=687</guid>
		<description><![CDATA[Nedenleri Üzerine Pedofil: Ergenlik öncesi çocuklara yönelik yoğun cinsel uyarı sağlayan, tekrarlanan fantezileri ve itkisi olan ve/veya çocuklarla cinsel ilişki kuran, 16 yaşından büyük birey için kullanılan terimdir. Pedofilinin nedenleri ya da pedofilinin oluşmasına sebep olacak etmenler nelerdir diye sorguladığımızda &#8230; <a href="http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/pedofili/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-weight: bold; font-size: small;"><span style="font-size: medium;">Nedenleri Üzerine</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><strong>Pedofil:</strong> Ergenlik öncesi çocuklara yönelik yoğun cinsel uyarı sağlayan, tekrarlanan fantezileri ve itkisi olan ve/veya çocuklarla cinsel ilişki kuran, 16 yaşından büyük birey için kullanılan terimdir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Pedofilinin nedenleri ya da pedofilinin oluşmasına sebep olacak etmenler nelerdir diye sorguladığımızda karşımıza bir dizi teori çıkmakta. Bu teorilerden hiçbiri tüm pedofili vakalarının nedenlerini aydınlatmaya yetmese de,  çok eksenli bakış açısı sayesinde değişik faktörlerin bir arada nasıl çalıştığını görebilmek mümkün. Bu nedenlerden, aşağıdakilerle sınırlı olmamakla beraber, öncelikle sıralanabilecek olanları; </span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><strong>Kişisel düzeyde:</strong> </span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-size: medium;">Pedofiliden 	muzdarip kişinin düşük özgüven sahibi olması,</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Kendini, 	sosyal ilişkilerde, başarısız ve beceriksiz hissettiği ve bu 	nedenden dolayı cinsel ve duygusal eş olarak çocuklara yöneldiği,</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Duygusal 	gelişim olarak bir yetişkine göre daha geri bir duygusal evrede 	takılı kaldığı yani bir çocuğun duygusal ihtiyaçlarına ve 	duygularına sahip olduğu için kendine eş duygusal yaşta olana, 	yani çocuğa yönelim göstermesi,</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Pedofilin 	çocuklukta yaşadığı travma, istismar, cinsel istismarı 	gidermek amaçlı olarak çocuğa yöneliyor olabilmesi,</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Pedofilin, 	bir zamanların çocuğu olarak, kendine saldıranla özdeşleşiyor 	olabileceği,</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Pedofiliden 	muzdarip kişilerin genellikle dürtülerini kontrol etmekte 	zorlandığı,</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Ayrıca 	alkolizm, bunama, psikoz düzeyinde ruhsal bozukluğun çocuk cinsel 	istismarına, dürtü kontrolünü zayıflatmak suretiyle etken 	olabildikleri düşünülmektedir.</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Toplumsal açıdan:</span></span></strong></span></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-size: medium;">Erkek 	merkezli yaşanılan toplumsal hayatta, erkeğin cinsel heyecanı; 	baskın çıkma, iktidar kurabilme arzusu ile paralellik gösterir 	olduğundan, çocuğun mutlak olarak algılanan güçsüzlüğü ve 	edilgenliğinin tahrik olma sebebi olarak görülmesi,</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Nasıl 	tecavüz şiddet suçu ise pedofili de güç ve iktidar sorunu 	olduğu için toplumda şiddetin arttığı zamanlarda tecavüz ve 	çocuk istismarının da artabildiği,</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Yetişkinlerde 	cinsel mahrumiyet ve çocuğa yönelik duyguların, duygusaldan 	erotiğe doğru kaydırılmasıyla ve bu hislerin tekrarlanmasıyla 	güçlenip yerleşebildiği,</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Sosyal 	şartlanmalar açısından çocuk pornosu ve çocuklardan ticari 	amaçla faydalanılması da çocuğa yönelik cinsel şiddeti 	arttırıcı unsurlardan sayılabileceği,</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Ensest 	kavramı içinde pedofilinin de mevcut olduğu, bu kavramı 	açıklarken de aile dinamiklerinin bozulması, çift olarak 	ilişkilerinin sürdürülemez olmasıyla, babanın anne yerine 	çocuğa yönelmesinin de gösterildiği,</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Baskılayıcı 	cinsel kurallar, evlilik öncesi/dışı ilişki yasağı, 	mastürbasyon yasağı gibi toplumsal olguların çocuğa cinsel 	yönelimi arttırabildiği düşünülmektedir.</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Pedofili Tedavisi</span></span></span></span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Bireyler ve toplum pedofilinin tedavisinden çok, bu hastalıktan muzdarip kişilerden korunmayı önemsiyor.  Fakat bu bireyleri canavarlaştırıp, itmekle, onları var eden nedenleri göz ardı etmekle ve sadece sonuca yönelik tedavilerle bu sorunun üstesinden gelmek mümkün görünmüyor.  Çünkü sorunu yaratan kaynağı bilmeden çözüm üretmek mümkün olamıyor.</span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Pedofili tedavisinde daha çok bütünleşmiş tedavilerin sonuç verdiği gözlemlenmiştir.</span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><em><strong>Bilişsel- Davranışçı Terapi:</strong></em> Hastanın kendini kontrol edebilmesini sağlamaya yönelik bilişsel yöntemler kullanılır. Çoğunlukla grup terapisi olarak uygulanmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><em><strong>Psikodinamik Yönelimli Terapiler: </strong></em>Hastanın içgörü kazanmasına yönelik olarak bütünsel tedaviler içerisinde kullanılmaktadır. Fakat kısa süreli ve grup halinde çalışabilen formları tercih edilmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><em><strong>İlaç tedavisi ve kimyasal kastrasyon: </strong></em>Erkeklik hormonu androjen üzerinde azaltıcı etki yaparak işlev görür.  Cinsel iştahı, fantezileri azaltarak harekete geçmeyi önlemek amaçlı kullanılmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Bunlarla birlikte serotonin alımını baskılayan destekleyici ilaçlar da bütünsel tedavilerde kullanılmaktadır.</span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><em><strong>Bütünsel Tedavi:</strong></em> Hastanın genel durumuna göre ayarlanabilen ama standart olarak psikoterapi ve ilaç tedavisinin birlikte yürütüldüğü bütüncül yaklaşım olarak uygulanmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Kimyasal kastrasyon tabir edilen hormonal müdahalenin, çok sayıda yan etkisi mevcut olduğundan hastanın onayı alınarak yapılması etik bir gereklilik olarak ortaya çıkıyor. Özellikle geri dönüşü olmayan hadım edici uygulamaların hastanın tercihi dışında uygulanıyor olması etik açıdan önem arz etmektedir. </span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><br />
</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><br />
</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><strong>Kaynaklar:</strong><span style="color: #000000;"> </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;">Finkelhor D &amp; Araji, S. ( 1986) Explanations of Pedophilia: A Four Factor Model. <em>The Journal of Sex Research</em> vol.22, 154-161.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><em>Harward Mental Health Letter </em>(2004). Pedophilia. Vol 20, no7, January .</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;">Holmes S &amp; Holmes, R. (2002) <em>Sex Crimes: Patterns and Behavior</em>. Sage Publications.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;">Lalumiere m, Harris G, Quinsey V, Rice M ( 2005) <em>The Causes of  Rape: Understanding ındividual Differences In Male Propensity For sexual aggression.</em> American Psychological Association. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;">Miner H, Coleman, E (2001) <em>Sex Offender Treatment: Accomplishments, Challenges, and Future.</em> The Haworth Press. Inc.</span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong><br />
Hazırlayan:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Zeynep Ekener</p>
<p style="text-align: justify;">İstanbul Bilgi üniversitesi Klinik Psikoloji Yüksek Lisans.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/pedofili/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Panik Bozukluk</title>
		<link>http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/panik-bozukluk/</link>
		<comments>http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/panik-bozukluk/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Jan 2012 19:18:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editör</dc:creator>
				<category><![CDATA[Toplumsal Bilinçlendirme]]></category>
		<category><![CDATA[agorafobi]]></category>
		<category><![CDATA[BAK]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi açık kapı]]></category>
		<category><![CDATA[panik bozukluk]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgiacikkapi.com/?p=683</guid>
		<description><![CDATA[Panik Bozukluk Nedir? Panik bozukluk, kaygı bozuklukları kategorisindeki bir psikolojik bozukluktur. DSM-IV’e göre panik bozuklukta yineleyen beklenmedik panik ataklar yaşanır ve ataklardan en az birini en az 1 ay süreyle aşağıdaki belirtilerden biri izler (DSM-IV; American Psychiatric Association, 1994). Başka &#8230; <a href="http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/panik-bozukluk/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;" lang="en-GB"><span style="font-weight: bold;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Panik Bozukluk Nedir?</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Panik bozukluk, kaygı bozuklukları kategorisindeki bir psikolojik bozukluktur. DSM-IV’e göre panik bozuklukta yineleyen beklenmedik panik ataklar yaşanır ve ataklardan en az birini en az 1 ay süreyle aşağıdaki belirtilerden biri izler <span style="color: #000000;">(</span>DSM-IV; American Psychiatric Association, 1994<span style="color: #000000;">)</span>.</span></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Başka 	atakların da olacağına ilişkin sürekli bir kaygı,</span></span></li>
<li><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Atağın 	yol açabilecekleri ya da sonuçlarıyla (örneğin kontrolünü 	kaybetme, kalp krizi geçirme, çıldırma) ilgili olarak üzüntü 	duyma</span></span></li>
<li><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Ataklarla 	ilişkili olarak belirgin bir davranış değişikliği gösterme</span></span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Bunun yanısıra tanı kriterleri arasında panik atakların madde kullanımı ya da genel tıbbi duruma bağlı olmaması ve başka mental bozukluklarla açıklanamayacak olması da yer alır. Panik bozuklukta ani ve açıklanamayan belirtiler ataklar halinde yaşanır <span style="color: #000000;">(</span>DSM-IV; American Psychiatric Association, 1994<span style="color: #000000;">)</span>. </span></span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Panik Atak Belirtileri Nelerdir?</span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Panik atak sırasında şu semptomların en az dördü 10 dakika içinde en yüksek düzeyine ulaşır ve yoğun bir korku ya da rahatsızlığa neden olur: Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama ya da kalp hızında artma olması, terleme, titreme ya da sarsılma, nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma duyumları, soluğun kesilmesi, göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi, bulantı ya da karın ağrısı, baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş gibi ya da bayılacakmış gibi olma, derealizasyon (gerçekdışılık duyguları) ya da depersonalisazyon (benliğinden ayrılmış olma), kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu, ölüm korkusu, uyuşma ya da karıncalanma duyumları, üşüme, ürperme ya da ateş basmaları <span style="color: #000000;">(</span>DSM-IV; American Psychiatric Association, 1994<span style="color: #000000;">)</span>.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Panik ataklarının sıklığı ve süresi değişkendir. Bazen haftada bir ya da daha sık tekrarlayabilir. Genellikle dakikalarca, bazen de saatlerce sürebilir. Panik ataklar herhangi bir işaret vermeden ortaya çıkabildiği gibi otomobil kullanmak gibi tetikleyici etkenlerle birlikte de ortaya çıkabilir. Belirli bir tetikleyici etkenle ilişkisi kurulamayan panik ataklar gevşeme hali, uyku gibi tehlikesiz görünen ve beklenmeyen durumlarda da ortaya çıkabilir <span style="color: #000000;">(</span>Davison &amp; Neale, 2011, p. 140<span style="color: #000000;">)</span>.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Panik Bozukluk ve Agorafobi</span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Panik bozukluğu olan hastalar da bir panik atağın tehlikeli ya da utandırıcı olabileceği durumlardan kaçınma eğilimi gösterebilirler. Bu eğilimin yaygınlaşması panik bozukluğun agorafobiyle birlikte seyretmesiyle sonuçlanır <span style="color: #000000;">(</span>Davison &amp; Neale, 2011, p. 141<span style="color: #000000;">)</span>. Agorafobi kişinin halka açık yerlerde yetersiz kaldığı durumlarda yardım istemesinin ve kaçmasının mümkün olmadığı durumlar üzerine odaklanan korkulardan oluşmaktadır. Alışveriş, kalabalık ve yolculuk bunlar arasında sayılabilir. Agorafobisi olan birçok hasta evden ancak yoğun kaygı ile çıkabilir ya da hiç çıkamayabilir <span style="color: #000000;">(</span>Davison &amp; Neale, 2011, p. 141<span style="color: #000000;">)</span>. </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Panik Bozukluk Kimlerde Ortaya Çıkar?</span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Panik bozukluğun yaşam boyu görülme yaygınlığı erkekler için yaklaşık %2, kadınlar için ise %5&#8242;dir. Panik bozukluk genellikle erken yetişkinlik döneminde başlamakta ve stresli bir yaşam olayından sonra ortaya çıkmaktadır <span style="color: #000000;">(</span>Davison &amp; Neale, 2011, p. 141<span style="color: #000000;">)</span>. </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Panik Bozukluğun Nedenleri Nelerdir?</span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Panik bozukluğun ortaya çıkışı biyolojik ve psiko-sosyal etkenler ve bunların birbiriyle etkileşimi ile yakından ilgilidir. Biyolojik yatkınlıkların belirli psikolojik ve sosyal faktörler ile birleşmesi durumunda panik bozukluğa yol açtığı düşünülmektedir (Barlow &amp; Durand, 2004, p. 137). </span></span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Genetik yatkınlık kişilerin yaşamın günlük olaylarına karşı nörobiyolojik açıdan aşırı tepki verme eğilimini belirlemede önemli bir etkendir. Aşırı duyarlı karbondioksit alıcıları ve hiperventilasyon gibi biyolojik etkenlerin de panik bozukluğa yatkınlığı arttırabileceği düşünülmektedir (Barlow &amp; Durand, 2004, p. 137). </span></span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Psikolojik faktörler, iş, okul, aile ve evlilik yaşamında zorluklar ya da önemli değişiklikler ile çevresel faktörler de panik bozukluğun ortaya çıkışı ile ilişkilidir (Barlow &amp; Durand, 2004, p. 137). Bazı kişiler bu gibi stresli durumlara diğerlerinden daha yoğun tepkiler verme eğilimindedirler. Bu belirli durumlar kişinin zihninde panik ataklar sırasında da mevcut olan belirtilerle ilişkilendirilir. Panik bozukluğu olan kişiler bu durumlar karşısında yaşadıkları fiziksel değişimleri abartılı olarak yorumlayıp bir atak başlangıcı olarak değerlendirebilirler. Örneğin, kalp çarpma hızındaki ufak bir değişikliği kaçınılmaz bir kalp krizi olarak algılayabilirler (Barlow &amp; Durand, 2004, p. 137). </span></span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Psikodinamik yaklaşım erken nesne kaybı ve\veya ayrılma kaygısını yetişkinlikteki   panik bozukluklar ile ilişkili görür (Barlow &amp; Durand, 2004, p. 138). Nesne kaybı veya ayrılma kaygısı çocuğun anne ya da baba gibi kendine bakım veren önemli bir kişiden ayrılma tehditi altında veya gerçek bir ayrılma durumunda ortaya çıkar. Bağımlı kişilik eğilimleri de kişiyi agorafobiye yatkınlaştırır. Bu açıdan panik bozukluk ve agorafobi kişinin erken bir kayba ya da ayrılığa verdiği bir reaksiyon olarak ele alınır.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Panik Bozuklukta Tedavi ve Başa Çıkma Yolları</span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Panik bozukluk tedavi edilmesi mümkün olan bir hastalıktır. İlaç kullanımı ve psikolojik müdahaleler başlıca tedavi yöntemleri arasındadır. Ancak rahatsızlığı olan kişinin öncelikle tedaviyi kabullenmesi ve rahatsızlığının psikolojik nedenlerden kaynaklandığına ikna olması gerekir. Bu özellikle terapiler için çok önemlidir. </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">İlaç kullanımı panik bozukluğunun tedavisinde belirli düzeyde başarı göstermiş yöntemlerden biridir. Panik bozukluğun ilaçla tedavisinde antidepresanlar ve anksiyolitiklerin etkililiği birçok araştırma tarafından desteklenmektedir <span style="color: #000000;">(</span>Davison &amp; Neale, 2011, p. 143<span style="color: #000000;">)</span>. Antidepresanlar beyindeki nörotransmiterlere etki ederek semptomların durdurulmasına yardımcı olmayı hedefler. Doktor kontrolünde düzenli olarak kullanılmaları gereklidir. Anksiyolitikler ise kaygı giderici özellikleri ile panik bozukluğun tedavisinde tercih edilmektedir. Ancak anksiyolitikler hem bağımlılık yapma özellikleri hem de bilişsel ve motor yan etkileri (bellek işlevlerinde aksamalar ve araba kullanmada güçlük gibi) nedeniyle tedavide aksaklığa yol açabilirler. Panik bozukluğun tedavisinde ilaç kullanımı süresiz olarak devam etmelidir. İlaçların kesilmesi durumunda belirtilerin kendini yeniden gösterdiği bilimsel olarak kanıtlanmıştır <span style="color: #000000;">(</span>Davison &amp; Neale, 2011, p. 143<span style="color: #000000;">)</span>. </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Panik bozukluğun tedavisinde psikolojik müdahaleler oldukça etkilidir (Barlow &amp; Durand, 2004, p. 138). Panik atakların sıklığını ve şiddetini azaltmada bilişsel-davranışçı müdahaleler, paniği tetikleyen iç uyarıcılara (Hiperventilasyon, kalp atış hızında artış, baş dönmesi gibi) maruz bırakma ve gevşeme teknikleri birlikte ve etkin bir şekilde kullanılan yöntemlerdir. Bilişsel-davranışçı müdahaleler ile kişinin korkulan ancak aslen tehlikesiz olan durumlara karşı çoğunlukla bilinçdışında yer alan temel algı ve tutumlarının belirlenmesi ve değiştirilmesi amaçlanır. Özellikle agorafobiyi hedef alan bu müdahalelerde kişinin kademeli bir şekilde korkulan duruma maruz bırakılması ve kişinin korkularının gerçeklikle uyuşmadığını duygusal düzeyde öğrenmesi hedeflenir. Paniği tetikleyen iç uyarıcılara maruz bırakmayı içeren tedavilerde ise öncelikle kişinin terapi odasında “mini” panik ataklar geçirmesi sağlanır (Barlow &amp; Craske, 1989, p. 138). Örneğin kişinin panik atakları hiperventilasyonla tetikleniyorsa hızlı hızlı nefes alması veya başdönmesi ile tetikleniyorsa kendi etrafında dönmesi istenir. Paniğin diğer belirtilerinin hissedilmeye başlanmasıyla kişi bunları güvenilir bir ortamda deneyimlemiş olur ve daha önce öğrenmiş olduğu baş etme yöntemlerini (gevşeme ve nefes egzersizleri gibi) deneyimler. Bu deneyimler sayesinde panik bozukluğu olan kişi iç uyarıcıları kontrol kaybı ve panik olarak değil zararsız ve baş edilebilir olarak algılamaya başlar (Barlow &amp; Durand, 2004, p. 138).</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Yapılan izleme çalışmaları panik bozukluğun tedavisinde psikolojik müdahalelerin etkisinin kalıcılığını ve ilaç tedavisine olan üstünlüğünü ortaya koymuştur. Bunun yanı sıra ilaç kullanımının hamilelik gibi belirli durumlarda mümkün olmadığı ve ilacın yan etkilerine yönelik toleransın bazı bireylerde diğerlerine göre daha düşük olacağı akılda tutulmalıdır <span style="color: #000000;">(</span>Davison &amp; Neale, 2011, p. 143<span style="color: #000000;">)</span>.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="en-GB"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><br />
</span></span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="en-GB"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Kaynaklar</span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="en-GB"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">American Psychiatric Association (2000). Diagnostic and statistical manual of mental disorders: DSM-IV. Washington, DC.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="en-GB"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Barlow, D.H. &amp; Craske, M. G. (1989). Mastery of your anxiety and Panic. Albany, NY: Graywind</span></span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="en-GB"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Barlow, D. H., &amp; Durand, V. M. (2004). Abnormal Psychology: An Integrative Approach. Thomson Wadsworth.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="en-GB"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Davison, G.C., &amp; Neale, J.M.  (2011).  Anormal Psikolojisi. Türk Psikologlar Derneği</span></span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="en-GB"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Klosko, J. S., Barlow D. H., Tassinari, R., &amp; Cerny, J. A. (1990). A comparison of Alprozolam and behavior therapy in treatment of panic disorder. Journal of Consulting and Clinical Psychology, 58, 77-84.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="en-GB"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><br />
</span></span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Hazırlayan:</span></span></strong></p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Burçak Arıcı</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">İstanbul Bilgi Üniversitesi, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı</span></span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">burcakarici@gmail.com</span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/panik-bozukluk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cinsel İşlev Bozuklukları</title>
		<link>http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/cinsel-islev-bozukluklari/</link>
		<comments>http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/cinsel-islev-bozukluklari/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Jan 2012 18:55:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editör</dc:creator>
				<category><![CDATA[Toplumsal Bilinçlendirme]]></category>
		<category><![CDATA[BAK]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi açık kapı]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel işlev bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[orgazm bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[vajinismus]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgiacikkapi.com/?p=680</guid>
		<description><![CDATA[Cinsellik nedir? Cinsellik, her insanın yaşamının doğal bir parçasıdır. Bir insan bedenine ve ruhuna sahip olmak, cinsel bir varlık olmak demektir. İnsan olmayı, biyolojik, psikolojik ve sosyokültürel boyutları ile düşünürsek, cinsellik de bu boyutları ile görülebilir. Biyolojik olarak, her birimizin &#8230; <a href="http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/cinsel-islev-bozukluklari/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-weight: bold;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Cinsellik nedir?</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Cinsellik, her insanın yaşamının doğal bir parçasıdır. Bir insan bedenine ve ruhuna sahip olmak, cinsel bir varlık olmak demektir. İnsan olmayı, biyolojik, psikolojik ve sosyokültürel boyutları ile düşünürsek, cinsellik de bu boyutları ile görülebilir. </span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Biyolojik olarak, her birimizin bedeninde cinsellik, sinir sistemi, beş duyu ve genital organlar, vücudumuzun ürettiği otuzdan fazla hormon ve kimyasal maddelerin karmaşık bir etkileşimi ile her an süregelen bir süreçtir. Psikolojik olarak cinsellik, ruhsal yapının temel taşlarından biridir. Bebeklikteki deneyimlerimizle birlikte biçimlenmeye başlar; çocukluk ve ergenlikteki deneyimlerimizle gelişir, olgunlaşır veya güdük kalır. Yetişkinliğe geldiğimizde, içdünyamızda cinselliğin gelişim düzeyi ve bireye özgü özellikleri, yaşamla, kendimizle ve başkalarıyla ilişkilenişimizin nasıl olduğunu büyük ölçüde belirler. Sosyokültürel olarak, cinsel tutum ve davranışlarımız, içinde yetiştiğimiz aile, kültür, toplumsal yapı, gelenekler, dini inaç ve ahlaki tutumlardan etkilenir. Tüm bu boyutlarıyla birlikte sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşam, bedensel ve ruhsal sağlığın önemli bir bileşenidir. </span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Cinsel İşlev Bozukluklarının nedenleri nelerdir?</span></span></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Cinsel İşlev Bozukluklarının kökeninde çeşitli bedensel rahatsızlıklar olabildiği gibi, psikolojik ve psikososyal nedenler bunlarla birlikte görülebilmekte veya fiziksel rahatsızlığın söz konusu olmadığı durumlarda, cinsel işlev bozukluğunu oluşturan ve  sürdüren  nedenler olabilmektedir. </span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Cinsel işlevleri olumsuz yönde etkileyen bedensel hastalıklardan bazıları, hipertansiyon, kalp yetmezliği gibi çeşitli kalp damar ve dolaşım sistemi hastalıkları; kronik böbrek yetmezliği gibi renal ve ürolojik hastalıklar; diyabet, tiroid bezi gibi hormon sistemi hastalıkları, beslenme bozuklukları ve çeşitli sinir sistemi hastalıklarıdır. </span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Cinsel işlev bozukluklarının oluşumunda rol oynayan psikolojik faktörler, cinselliğe dair yaygın kültürel ve toplumsal yaklaşımların etkisine büyük ölçüde açıktır. Cinselliğin yasaklandığı, tabu olarak algılandığı, formal bir cinsel eğitimin olmadığı, kadınların baskılanıp erkeklerin yüceltildiği kadın-erkek rollerinin hakim olduğu, bekaretin önemsendiği muhafazakar toplumlarda çeşitli cinsel işlev bozukluklarının görülme oranı daha yüksektir. </span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Cinsel işlev bozukluklarının oluşumunda rol oynayan psikolojik nedenlerden bazıları şunlardır:</span></span></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;">Cinsel 	eğitimsizlik ve bilgisizlik</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;">Cinsel 	deneyim eksikliği</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;">Cinsel 	yaşama dair yanlış inanışlar, tabular, mitler</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;">Kadın/erkek 	rollerine dair yanlış inanışlar, geleneksel kadın/erkek 	rollerinin dışına çıkamamak</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;">Negatif 	beden imajı ve düşük benlik saygısı</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;">Katı 	dini ve ahlaki inançlar</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;">Cinsel 	taciz ve travmalar</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;">Eşler 	arasındaki sorunlar</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;">Edilgenlik, 	çekingenlik</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;">Babayla 	ve/veya anneyle ilişkide sorunlar. Örneğin, vajinismuslu kadınlar 	arasında, baskıcı, otoriter bir babaya sahip olmak yaygındır. 	Erkeklerde ise, erektil işlev bozukluğu genellikle anneye olan 	bilinçdışı cinsel bağlılığın sürdürülmesi ile 	ilişkilidir.</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;">Kişinin 	eşcinsel olmasına rağmen, karşı cinsle ilişkiye girmesi</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;">Maskelenmiş 	parafililer (cinsel sapkınlıklar)</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Cinsel İşlev Bozuklukları ne kadar yaygındır?</span></span></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Dünyanın farklı bölgelerinde yapılan çok sayıda araştırmanın değerlendirilmesi, yaklaşık her üç kişiden birinin cinsel yaşamının herhangi bir döneminde en az bir cinsel işlev bozukluğu yaşadığını göstermektedir. </span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği’nin (CETAD) 2006 yılında yaptığı kapsamlı bir araştırmaya göre, ülkemizde aktif cinsel yaşamı olan bireyler arasında Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı alanlarından en az birinde, yaşamlarının herhangi bir döneminde, en az bir kez veya birden çok sorun yaşadığını belirtenlerin oranı %32’dir. </span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Cinsel İşlev Bozuklukları nelerdir? </span></span></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Cinsel İşlev Bozuklukları, cinsel etkinlik sürecinde yaşadığımız “cinsel yanıt evreleri” üzerinde görülüşlerine göre sınıflandırılmış klinik tanı kategorileridir. Cinsel yanıt evreleri şunlardır:</span></span></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;">İstek 	evresi</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;">Uyarılma 	evresi</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;">Plato</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;">Orgazm</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;">Çözülme</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Buna bağlı olarak, Cinsel İşlev Bozuklukları dört ana başlık altında görülür:</span></span></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;">Cinsel 	Arzu Bozuklukları</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;">Cinsel 	Uyarılma Bozuklukları</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;">Orgazm 	Bozuklukları</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;">Cinsel 	Ağrı Bozuklukları</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Bu bozukluklar, “birincil” veya “ikincil” olabilir. Birincil olması, bozukluğun kişinin ilk cinsel etkinliğinden itibaren görülmesi demektir. İkincil olması, bozukluğun cinsel etkinlikte sorun yaşanmamış bir dönem sonrasında ortaya çıkmış olmasıdır. Aynı zamanda, bu bozukluklar kişinin cinsel etkinliklerinin tümünde görülebildikleri gibi, sadece bazılarında görülebiliyor da olabilirler. </span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Cinsel işlev bozuklukları için tanı kriterlerinde, gözlenen belirtilerin “belirgin bir sıkıntıya veya kişilerarası ilişkilerde zorluklara neden olması” gerektiği belirtilir. Aynı zamanda, yaşanan sorunun, başka bir psikolojik bozuklukla açıklanamıyor olması veya “bir maddenin veya genel bir tıbbi durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı olmaması” gerekmektedir. </span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Bazı cinsel işlev bozuklukları, cinslere özgü farklı özellikleriyle birlikte, hem erkeklerde hem kadınlarda görülür. Bazıları ise sadece kadınlara, bazıları da sadece erkeklere özgüdür. </span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Hem kadınlarda hem erkeklerde görülen Cinsel İşlev Bozuklukları nelerdir?</span></span></strong></span></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><em><strong>Azalmış 	Cinsel İstek Bozukluğu</strong></em><strong>:</strong> Sürekli olarak veya tekrarlayan bir biçimde, cinsel eylem için 	cinsel fantezi ve arzunun olmaması ile tanımlanır. Kişi, 	herhangi bir cinsel etkinliği başlatmak ya da eşinin başlattığı 	cinsel etkinliğe katılım konusunda isteksiz ya da az isteklidir. 	Tanı konulmasında, kişinin yaşı, yaşam koşulları gibi cinsel 	işlevlerini etkileyen etkenler göz önünde bulundurulur. </span></span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Kadınlarda, sevişme ya da mastürbasyon sırasında, ıslanma, göğüslerin dikleşmesi gibi cinsel uyarılma belirtileri ya zayıftır ya da hiç gerçekleşmez. Ayrıca, cinsel haz da yaşanmaz veya çok zayıftır. Cinsel istek bozukluğu, uyarılma bozukluğu ile birlikte, kadınlarda en sık görülen cinsel işlev bozukluklarındandır. </span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Erkeklerde, cinsel isteğin azalmış olması, uyarılma ve boşalma sorunlarına neden olabilir. Cinsel istek azalmış olduğundan, sevişme sırasında konsantrayon kaybı nedeniyle sertleşme bozulabilir veya boşalmaya ulaşmadan cinsel ilişki bitirilebilir. Cinsel istek azlığı, erkeklerde sıklıkla erektil işlev bozukluğu ile birlikte görülür. </span></span></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><em><strong>Cinsel 	Tiksinti Bozukluğu</strong></em><strong>:</strong><em> </em>Cinsel 	ilişki kurmaktan tiksinti duyacak kadar rahatsız olma söz 	konududur. Kişi, sürekli olarak veya yineleyici bir biçimde, 	cinsel eş ile genital cinsel ilişki kurmaktan aşırı tiksinti 	duyar ve bundan tümüyle (ya da hemen hemen tümüyle) kaçınır. 	Bu bozukluk, her iki cinste de diğer cinsel işlev bozukluklarına 	göre daha az görülür. Erkeklerde görülme oranı, kadınlara 	göre daha azdır.</span></span></li>
<li><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><em><strong>Disparoni</strong></em><strong>:</strong> Yineleyici bir biçimde veya sürekli olarak, cinsel ilişkiye eşlik 	eden genital bir ağrının olması ile tanımlanır. Kadınlarda, 	vajinismusla birlikte görülebilir, ancak bu bozukluğa sadece 	vajinismus veya ıslanmanın olmaması neden olmamaktadır.  	Erkeklerde nadiren görülür ve genellikle organik bir bozukluğa 	bağlıdır. </span></span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Kadınlara özgü Cinsel İşlev Bozuklukları nelerdir?</span></span></strong></span></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><em><strong>Cinsel 	Uyarılma Bozukluğu</strong></em><strong>:</strong> Sürekli olarak veya yineleyici bir biçimde, cinsel uyarılmanın 	yeterli bir ıslanma-kabarma tepkisi sağlayamaması veya cinsel 	etkinlik bitene kadar bunun sürdürülememesi olarak tanımlanır. 	Cinsel istek bozukluğu ve orgazm sorunları ile birlikte 	görülmesine sık rastlanır. Uyarılma bozukluğu, otuzlu 	yaşlardan sonra daha sık görülmektedir.</span></span></li>
<li><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><em><strong>Kadında 	Orgazm Bozukluğu</strong></em><strong>:</strong><em> </em>Sürekli 	ve tekrarlayan bir biçimde, cinsel birleşmede orgazm yaşanmaması 	veya bunun çok nadir olmasıdır. Tanı konulurken, kadının yaşı, 	cinsel deneyimi ve aldığı cinsel uyarımların yeterliliği göz 	önünde bulundurulur. Mastürbasyonla orgazm olabilen kadınların 	tedavisi daha kolayken, mastürbasyon yaptığı halde orgazm 	olamayan kadınların tedavisi daha uzun sürebilir. Cinsel birleşme 	ile orgazm olmama, kadınlar arasında genel olarak %5-20 arasında 	görülmektedir. </span></span></li>
<li><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><em><strong>Vajinismus</strong></em><strong>:</strong> Vajinanın dış üçte bir kaslarında cinsel birleşmeyi 	engelleyecek bir biçimde, yineleyici ya da sürekli olarak kasılma 	olmasıdır. Vajinadaki bu kasılma, çoğu vakada cinsel birleşmeye 	hiç izin vermeyecek kadar kuvvetli iken, çok az olguda zorlama ile 	giriş olabilir. Vakaların çoğunda, cinsel birleşme 	denenmedikçe, istek, uyarılma, hatta orgazm sorunu olmayabilir. 	Ancak cinsel birleşme fikri, küçük bir girişim bile kasılmaya 	neden olabilir. Bazı vakalarda, vajinanın kasılması yanında, 	bacaklarda ve bedenin diğer bölgelerinde de kasılma olur. Eş, 	cinsel birleşme girişiminde bulunduğunda itme, korku ve panik 	duyguları ortaya çıkabilir. Vajinismus görülme sıklığı, 	batılı ülkelere göre ülkemizde çok yüksektir. Kanada’da 	2005 yılında yapılan bir araştırma kadınların %1 ile %6’sı 	arasında bir oranın vajinismus yaşadığını gösterirken, 	ülkemizde cinsel tedavi birimlerine başvuran kadınların yaklaşık 	%50’si vajinismus nedeniyle başvurmaktadır. Kızlık zarının 	kadının namusu olarak görülmesi gibi cinselliğe dair olumsuz 	şartlanmalar, baskıcı ve otoriter baba, zayıf ve güçsüz anne 	figürleri, şiddete maruz kalmış olma, vajinismusun psikososyal 	nedenleri arasındadır. </span></span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Erkeklere özgü Cinsel İşlev Bozuklukları nelerdir?</span></span></strong></span></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><em><strong>Erektil 	İşlev Bozukluğu</strong></em><strong>:</strong> Başlıca özelliği, sürekli olarak veya yineleyici bir biçimde, 	yeterli sertleşme sağlayamama veya cinsel ilişki bitene kadar 	sertleşmeyi sürdürememedir. Sertleşme zorluğu, farklı 	derecelerde ve biçimlerde olabilir. Eğer kişide sabah sertliği 	ve önsevişme sırasında sertleşme varsa, özellikle de 	mastürbasyonla orgazm olana dek sertleşme devam ediyorsa tedavi 	şansı çok daha yüksektir. Bu kişilerde, sorunun fiziksel bir 	hastalığa bağlı olma olasığı çok düşüktür. Yaygın 	psikolojik nedenlerden biri,  cinsel ilişkinin bir “performans” 	olarak görülmesi ve buna bağlı başarısızlık korkusu ve 	kaygıdır. Erektil işlev bozukluğu, ilk cinsel etkinlikten beri 	görülüyorsa, çoğu kez fiziksel bir hastalığa bağlıdır. Bu 	bozukluğa yol açan fiziksel hastalıkların başında çeşitli 	damar hastalıkları, hipertansiyon ve şeker hastalığı 	gelmektedir. Erektil işlev bozukluğu, erkeklerde görülen en 	yaygın iki cinsel işlev bozukluğundan biridir. Yetişkin erkek 	nüfusunda bu bozukluğun görülme oranı, %10-20 arasındadır. 60 	yaş üzerindeki erkeklerde bu oran, %50’ye yükselmektedir. </span></span></li>
<li><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><em><strong>Erken 	Boşalma</strong></em><strong>:</strong> Sürekli olarak veya yineleyici bir biçimde, çok az bir cinsel 	uyarılma ile ve kişinin istemesinden önce, vajinaya girme öncesi 	veya girer girmez ya da hemen sonra boşalmanın olmasıdır. Tanı 	konulurken, erkeğin yaşı, cinsel eş ya da durumunun yeni olması, 	son zamanlardaki cinsel etkinliğinin sıklığı gibi etkenler göz 	önünde bulundurulur. Erken boşalma, erkeğin boşalma refleksi 	üzerinde kontrolü olmaması demektir. Başka bir deyişle, 	belirleyici faktör, boşalma öncesinde geçen süreden ziyade, 	kontrolsüz boşalmadır. Erken boşalmada, cinsel deneyimsizlik, 	kaygılı, telaşlı kişilik, kadına yönelik bastırılmış 	saldırganlık/öfke, edilgenlik gibi psikolojik nedenler 	ağırlıklıdır. Erektil işlev bozukluğunun tam tersi olarak, bu 	bozukluk ilk cinsel deneyimden itibaren görülüyorsa, psikolojik 	nedenlere bağlı olma olasılığı yüksektir. Erkekler arasında 	en sık rastlanan diğer cinsel işlev bozukluğudur. Dünya 	üzerinde görülme sıklığı %20 ile %30 arasında değişmektedir. </span></span></li>
<li><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><em><strong>Erkekte 	Orgazm Bozukluğu</strong></em><strong>:</strong> Cinsel etkinlikte yeterli süre ve şiddette uyarılma olmasına 	karşın, orgazm gecikir veya gerçekleşmez. Erkekte orgazm 	bozuklukları üç farklı biçimde kendini gösterir: Geç boşalma, 	zevk almaksızın boşalma, doyumsuzluk. Geç boşalma en az görülen 	cinsel işlev bozukluğudur. Genel toplumda görülme sıklığı %5 	ve altındadır. </span></span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Cinsel İşlev Bozuklukları için tedavi olanakları nelerdir?</span></span></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Cinsel İşlev Bozukluklarının tedavisinde, eğer sorun sadece organik nedenlere bağlı ise tıbbi tedavi yöntemleri sonuç verir. Ancak yukarıdaki bilgilerden görülebileceği gibi, psikolojik nedenler bu bozukluklarda çok yaygındır ve organik nedenlerle birlikte geçerli olabilmektedir. Organik bir rahatsızlığın teşhis edildiği çok sayıda vakada, tıbbi bir tedavi olmaksızın sadece cinsel terapinin etkili olduğu da rapor edilmiştir. Cinsel terapi, cinsel işlev bozukluklarının tedavisine odaklanan, psikolojik bir terapi yöntemidir. Sorunun niteliğine göre, etkili olabilecek psikolojik tedavi yöntemi, daha ayrıntılı bir çalışma olan dinamik yönelimli cinsel terapi veya uzun süreli psikanalitik psikoterapi olabilmektedir. Ülkemizde cinsel terapi hizmeti veren terapistlerin ve cinsel danışmanlık ve terapi uygulayan kurumların temas bilgilerine Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği’nin (CETAD) websitesinden, aşağıdaki adresten, ulaşılabilir.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><a href="http://www.cetad.org.tr/terapistler.php"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">http://www.cetad.org.tr/terapistler.php</span></span></a></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><br />
</span></span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><br />
</span></span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><br />
</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Kaynaklar</span></span></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Kring, A. M., Davison, G. M., Neale, J. M., Johnson, S. L. (2007). <em>Abnormal Psychology </em>(10. baskı). Hobooken, NJ: John Wiley &amp; Sons, Inc.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği (CETAD). (2006). <em>Bilgilendirme Dosyası – 1, Cinsel Yaşam ve Sorunları</em>. İstanbul: Şahin, D., Şimşek, F., Seyisoğlu H. (Der.).</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği (CETAD). (2006). <em>Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Araştırması</em>. İstanbul. </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">İncesu, C. (1999). Cinsel İşlev Bozukluklarında İlk Basmak Değerlendirme ve Ayırıcı Tanı. <em>Psikiyatri Dünyası, 2</em>, 39-48.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">LoPiccolo, J. ve Stock, W. (1986). Treatment of Sexual Dysfunction. <em>Journal of Consulting and Clinical Psychology</em>. Vol. 54. No. 2, 158-167. </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Sungur, M. Z. (1999). Erkek Cinsel İşlev Bozuklukları. <em>Psikiyatri Dünyası, 2</em>, 60-64. </span></span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><br />
</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Hazırlayan:</span></span></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Ebru Salman</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">İstanbul Bilgi Üniversitesi, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı</span></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/cinsel-islev-bozukluklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kendine Zarar Verme Davranışı: Kendini Kesme</title>
		<link>http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/kendine-zarar-verme-davranisi-kendini-kesme/</link>
		<comments>http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/kendine-zarar-verme-davranisi-kendini-kesme/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Jan 2012 22:50:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editör</dc:creator>
				<category><![CDATA[Toplumsal Bilinçlendirme]]></category>
		<category><![CDATA[BAK]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi açık kapı]]></category>
		<category><![CDATA[kendine zarar verme]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgiacikkapi.com/?p=670</guid>
		<description><![CDATA[Kendine zarar verme davranışı (KZD) kişinin, ölüm isteği olmaksızın, kendi bedeninin bir bölümüne yönelik, doku hasarı ile sonuçlanan bir girişimdir. Sosyal olarak kabul edilmeyen bu davranış isteyerek ve amaçlı olarak yapılır. Tekrarlayıcı olması ve kişinin bu girişimde bulunmadan önce bir &#8230; <a href="http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/kendine-zarar-verme-davranisi-kendini-kesme/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Kendine zarar verme davranışı (KZD) kişinin, ölüm isteği olmaksızın, kendi bedeninin bir bölümüne yönelik, doku hasarı ile sonuçlanan bir girişimdir. Sosyal olarak kabul edilmeyen bu davranış isteyerek ve amaçlı olarak yapılır. Tekrarlayıcı olması ve kişinin bu girişimde bulunmadan önce bir gerilim duygusuna sahip olması belirleyici olan noktalardandır. Kişiler fiziksel acıyla beraber rahatlama, zevk alma veya hoşa gitme duygusunu da yaşarlar. Eylemin ardından hissedilen utanma duygusu ve damgalanma korkusuyla kendine zarar vermenin izlerini ya da kanları gizlemeye çalışırlar.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Çoğu insan yoğun duygularıyla başa çıkmak için çeşitli baş etme yöntemleri kullanır. Kendine zarar verme davranışı da bu yöntemlerden biridir. Kişiler çoğu zaman ortama uyum sağlayamama ya da hoşnutsuzluğun yarattığı baskıya dayanamayarak bu yola başvururlar. Hissettikleri yalnızlık ve yalıtılmışlık duygularını kendilerine zarar vererek hafiflettiklerini sıkça dile getirirler.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">KZD, doğrudan kendine zarar verme (kendini kesme, kendini yakma gibi) ve doğrudan olmayan kendine zarar verme (sigara kullanma, alkol ve madde kullanımı, aşırı yemek yeme ve hastalık tanısı aldığı halde ilaçlarını kullanmama gibi) şeklinde iki bölüm olarak incelenebilir. Ayrıca KZD’ye dürtüsel olan kendine zarar verme ve dürtüsel olmayan kendine zarar verme olarak da bakılabilir. Dürtüsel olan kendine zarar verme doğrudan kendine zarar verme olarak tanımlanan davranışların hemen hemen aynısı iken, dürtüsel olamayan kendine zarar verme doğrudan olmayan KZD ile paralel gider. Kırbaçlanma, dövme yaptırma, vücudu delme ya da cinsel organlara piercing yaptırma gibi davranışlarda dürtüsel olmayan KZD sayılabilirler. Toplumlar arasında intihara yönelik olmaksızın beden dokularının çeşitli yollarla tahrip edilmesi (dövme yaptırma, bir takım dini ayinlerde vücuda şiş batırma, kendisine zincirle vurarak canını yakma gibi) kültürel olarak kabul gören bazı davranışlar sayılabilirler. Bu sebeple doğrudan olmayan ya da dürtüsel olmayan yollar, sosyal olarak daha fazla kabul görmüş oldukları için çok daha az dikkat çekerler.<br />
</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Dürtü bozukluğu için DSM biçimine bağlı kalarak, yinelenen kendine zarar verme davranışıyla ilgili olarak aşağıdaki tanı kriterleri ileri sürülmüştür:</span></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Kendine fiziksel olarak zarar verme düşüncesiyle meşgul olma.</li>
<li>Kendine fiziksel olarak zarar verme dürtülerine karşı koymada tekrar tekrar başarısız olma ve bunun sonucunda vücut dokusunu tahrip etme veya başkalaştırma.</li>
<li>Kendine zarar verme eyleminin hemen öncesinde artan gerginlik hissi.</li>
<li>Kendine zarar verme eylemini gerçekleştirirken duyulan haz veya rahatlama hissi.</li>
<li>Kendine zarar verme eylemi bilinçli intihar niyetiyle ilişkili değildir ve bir hezeyan, sanrı veya transeksüel sabit fikre tepki olarak veya ciddi zekâ geriliği sonucu yapılmamaktadır.</li>
</ul>
<h2 style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><strong>Kendini Kesme Davranışı</strong></span></span></h2>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Kişiler yaşadıkları yoğun psikolojik sıkıntılar karşısında kendilerini keserek rahatlama yolunu seçerler. Yaşadıkları duyguları donuk ya da ölü olarak tanımlarlar ve kendilerini yaşıyor hissetmek için kendilerini keserler. Bu boşluk duygusundan uzaklaşma genellikle onlara yaşadıklarını göstermektedir. Duyguların verdiği yoğun acıyı bastırarak rahatlama ihtiyacı hissederler. En sık rastlanan kendini kesme bölgesi en kolay ulaşılabilir olması açısından kol ve bileklerdir. Daha sonra bacaklar ve kasıklar gelir. Çok nadiren sırt ve genital bölgeleri kesme görülür. Kendini kesme davranışı intihar amaçlı olmayan bir rahatlama eylemi olsa da bazen derin kesikler ve/veya kesiğin ana damarlara yakın olması sebebiyle ölüm riski oluşturabilir.</span></span></span></p>
<h2 style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><strong>Kendini kesme davranışının nedenleri</strong></span></span></h2>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Kendini kesme davranışının çoğunlukla başka bir kişinin davranışını taklit etme yoluyla öğrenildiği bilinmektedir. Özellikle ergenlik çağındaki gençler arasında grup içi bir ritüel olarak yaygınlaştığı gözlenmektedir. Gençler grupla özdeşleşmek ve kendilerini kanıtlamak amaçlı bu davranışı sergileyebilirler. Kendini kesme davranışının bazı durumlarda ikincil kazançlar yoluyla beslenip güçlendiği görülür. Kişi bu davranışı sergileyerek, istediği bir şeyi elde etme ya da istemediği bir durumdan kaçınma gibi bir kazanç elde eder. Bu kriterler tanı konulmasıyla ilgili dikkat edilmesi gereken noktalardır ve KZD’nin tüm çeşitlerinde ortaktır. Kendine zarar verme davranışı çok çeşitli şekillerde olmakla birlikte genel olarak 5 gruba ayrılır:</span></span></p>
<ol style="text-align: justify;">
<li><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Tipik olarak 	kendine zarar verme davranışı (kafa vurmak, dudak ısırmak, 	tırnak yemek, derisini çimdikleme, kendini ısırma, kendine vurma)</span></span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;">Psikotik 	kendine zarar verme (gözünü çıkarma, cinsel organ kesme)</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;">Yüzeysel veya 	orta düzeyli kendini yaralama (cildi kesme, sözcük kazıma, 	deriyi soyma)</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;">Kompulsif 	kendine zarar verme (saç yolmak, deriyi çimdikleme, tırnak yeme)</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;">Dürtüsel 	kendine zarar verme (kendini kesme, kendini yakma, kendine vurma)</span></li>
</ol>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Geçmişte yaşanan acı verici olayların (cinsel ve/veya fiziksel istismar, erken dönem izolasyon ya da ayrılık, ensest durumlar) yarattığı öfke ve kızgınlığı kendilerini keserek azaltma amaçlıdır. Travmaya yeniden maruz kalmanın huzur ve kontrol hissi verdiğini düşünürler. Duyguları bastırmadaki yetersizlik ve bunun karşısında kendilik kontrollerini kaybetmemek için de kişiler kendilerini keserler. Çünkü yoğun duygular karşısında kontrol edebilecekleri tek şeyin ‘kendilerini kesip kesmeme kararı’ olduğunu düşünürler. Bu durum onları endişeden ve kendine yabancılaşma hissinden de kurtarmış olur. Bazen bu öfke ve kızgınlık kendilerine dönük olup kendilerini cezalandırma amaçlı ortaya çıkabilir. Çünkü travmatik yaşantı sonucu kendini suçlama ve dolayısı ile kendinden utanma ve nefret etme duygusuyla kendilerini kesebilirler. Ancak bu tür KZD’ler travmatik olay yüzünden oluşacak olan depersonalizasyona karşı bir önlem görevi görür.</span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Bazen kişiler yoğun reddedilme duygularından kurtulmak için hızlı fakat geçici çözüm sağlayan bir yol olarak kendini kesmeyi kendilerine yardım davranışı olarak seçerler. Bazı vakalarda ise kendilerini boşlukta hissettikleri için bu davranışı onların gerçeğe geri dönmelerini, gerginlik ve kaygıdan kurtulmalarını sağlamaktadır. Kimi zamansa kişiler bu yolu, duyulan öfkeyi etrafa göstermenin bir yolu olarak seçebilir ve bunu intikam almak amaçlı kullanabilirler. Sosyal yalıtılmışlık yaşayan kişiler ise negatif de olsa birisinden tepki almak için bu yolu seçebilirler. KZD’nin ne amaçla yapıldığının anlaşılması tedavinin gidişatı için önemli olduğundan bu kişilerin profesyonel bir kişiden destek almaları gerekmektedir. </span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">KZD’yi ağlamanın bir başka fiziksel yolu olarak görmek doğru olabilir. Bu yoğun duygularını tarif edebilecek daha uygun bir yol bulamadıkları için kendini kesme davranışını seçerler. Kişiler boşluk duygusunun üstesinden gelmek ve kendilerini ‘yaşar’ hissetmek için bu davranışa yönelirler. Davranış sırasında kendi kanlarını izlemeye ihtiyaç duyabilirler. Çoğu zaman kanın akışının verdiği sıcaklık hissini tarif ederler, bu tanım onların hayatta olduklarının bir göstergesidir. Kendilerini keserken acı hissetmeleri gerektiği halde analjezi oluşur ve kişiler donukluklarının ardından sadece uyarılma hissederler. Bu durum onları heyecanlandırır. </span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"> Kişinin reddedilmiş hissetmesi, korkması, yalnız hissetmesi ve panik olması bu davranışı sıklıkla arttıran faktörlerdir. Davranışın görülme sıklığı kızlarla erkekler arasında eşittir ve genellikle 13-26 yaşları arasında başlar.  Sokakta yaşama, herhangi bir suç işleyip hapse girme, madde kullanımı ve işkenceye maruz kalma da kendini kesme davranışını arttıran etkenlerdir.</span></span></span></span></p>
<h2 style="text-align: justify;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Neler yapılabilir?</span></span></strong></span></span></span></h2>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Kendini kesen kişinin, öncelikle çektiği acının bir ifadesi olarak bu davranışı gösterdiği unutulmamalıdır. &#8220;</span><span style="font-family: georgia, palatino;">Kendini yaralamak&#8221;</span><span style="font-family: georgia, palatino;"> o kişinin bilinmesini istemediği, kendini kötü hissettiği, utandığı, kimsenin kendisini anlamadığını düşündüğü bir olaydır. Bu yüzden ilk önce kendisine yargılanmadan dinleneceği söylenmeli ve duygularına saygı gösterilmelidir. Onu dinlemek için zaman ayrılmalı ve anlattıkları ciddiye alınmalıdır. Dinlerken olabildiğince nötr kalarak, korkmadan ve ona acımadan dinlemek gerekir. Bu davranışını kabullenmek ve onun acısını rahatlıkla dile getirmesi sağlanmalıdır. Ancak kendini kesme davranışını kabullenmek bu davranışı onaylamak demek değildir. Bu ikisi arasındaki ince ayrım konusunda kişi ile kişinin yakınları arasında bir anlaşmaya varılmalıdır. Bu konuşmalar yapıldıktan sonra kişi ile beraber yapılmakta olan günlük etkinlikler aynen devam ettirilmelidir.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Daha sonra bu kişiyi profesyonel bir yardım almaya ikna etmek ve kişinin bu konu hakkında çalışmasını sağlamak gerekir. Bu kişinin yakınları da profesyonel bir yardım alarak ona nasıl davranmaları gerektiği konusunda bilgi edinmelidirler. Kişiye kendini keserek kendine zarar vermeye devam ettiği gösterilmelidir. Kişi, reddedilme, öfke, utanma, yalnızlık duygularının farkına vararak uygun ifade yollarını geliştirecektir. Dürtülerini kontrol etmeyi öğrenip yaşadıkları karşısında yeni baş etme becerilerini öğrendikçe bu davranışından vazgeçecektir.</span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><br />
</span></span></p>
<h2 style="text-align: justify;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Kaynaklar:</span></span></strong></span></span></span></h2>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Aksoy A., (2007). Kendine Zarar Verme Davranışına Yaklaşım. Kültegin Ögel(Ed.), Riskli</span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Davranışlar	Gösteren Çocuk ve Ergenler: Alanda Çalışanlar İçin Bilgiler içinde (s. 391-419). İstanbul: Yeniden.</span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><span style="color: #000000;">Aksoy A.&amp; Ögel K. (2003). Kendine Zarar Verme Davranışı. </span>Anadolu Psikiyatri Dergisi, 4:226-236.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><span style="color: #000000;">Aksoy A.&amp; Ögel K. (2006). Kendine Zarar Verme Davranışı Raporu. İstanbul: Yeniden, 18. </span><span style="color: #000000;">Canat S. (1999). Kendini Yaralama Davranışı. </span>Klinik Psikiyatri:1, 46-48. Ankara: Prof. Dr. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;"><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Daphne S(Ed). &amp; Hollander E(Ed).(2001).  Self-injurious behaviors: Assessment and treatment.</span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;"><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Arlington,	VA, US:American Psychiatric	Publishing, Inc.</span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><span style="color: #000000;">Levenkron S.(1999). Cutting: Understanding and Ovecoming Self Mutilation. US:  Norton </span><span style="color: #000000;">Paperback.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Lüleci S. (2007). Kendini Yaralama Davranışı Olan Ergenlerin Psikiyatrik ve Sosyokültürel Özellikleri.	(Yayımlanmamış uzmanlık tezi). Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Ruh Sağlığı Ve Sinir	Hastalıkları Eğitim Ve Araştırma Hastanesi. İstanbul.</span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Ögel K., Taner S. &amp; Yılmazçetin C.(2003). Kendine Zarar Verme Davranışı. Ergenlerde Madde		Kullanıma Yaklaşım Kılavuzu içinde (144-153). İstanbul:IQ Kültür Sanat.</span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><strong>Hazırlayan: </strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Börte Özdemir</span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Georgia, serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">İstanbul Bilgi Üniversitesi Klinik Psikoloji Yl Programı</span></span></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/kendine-zarar-verme-davranisi-kendini-kesme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklukta Ölüm ve Yas</title>
		<link>http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/cocuklukta-olum-ve-yas/</link>
		<comments>http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/cocuklukta-olum-ve-yas/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Jan 2012 22:16:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editör</dc:creator>
				<category><![CDATA[Toplumsal Bilinçlendirme]]></category>
		<category><![CDATA[BAK]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi açık kapı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarla ölüm hakkında konuşmak]]></category>
		<category><![CDATA[çocukta ölüm ve yas]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgiacikkapi.com/?p=663</guid>
		<description><![CDATA[Çocuklarla ölüm hakkında konuşulurken nelere dikkat etmelidir? Çocuklara ölümü anlatmak hiç kolay değildir. Bu süreçte, öncelikle çocuğun gelişimsel dönemi ve yaşı göz önünde tutulmalıdır. 5 yaşından küçük çocuklar, ölümün bir son olduğunu anlamayabilirler. Bu yaştaki çocuklarda genelde somut düşünce hâkim &#8230; <a href="http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/cocuklukta-olum-ve-yas/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: bold;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Çocuklarla ölüm hakkında konuşulurken nelere dikkat etmelidir?</span></span></span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Çocuklara ölümü anlatmak hiç kolay değildir. Bu süreçte, öncelikle çocuğun gelişimsel dönemi ve yaşı göz önünde tutulmalıdır. </span></span></span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><em><strong>5 yaşından küçük çocuklar</strong></em><em>, </em>ölümün bir son olduğunu anlamayabilirler. Bu yaştaki çocuklarda genelde somut düşünce hâkim olduğundan, ölüme ve ölüme neden olan olaya verecekleri anlam da buna göre değişebilir. Mesela, annesi bir ameliyat sonucu ölen bir çocuk, annesinin hastaneye gitmeseydi ölmeyeceğini düşünebilir.  Çocuk olayı anlatıldığı gibi anlayacağından dolayı,  soyut veya gerçekdışı olan açıklamalar (örn. “uyudu, uzun bir yolculuğa çıktı”) yapmaktan kaçınmak gerekir. Bu tarz açıklamalar çocuklarda karışık duygular uyandırabilir. Daha sonraları geride kalan ebeveyn uyuduğunda ya da ebeveynden ayrı kalınması gerektiğinde, çocuklar bu olaylar sanki ölüme yol açacakmış gibi korku ve endişe yaşayabilir. Bu nedenle, somut düşüncenin hakim olduğu yaş döneminde ölümü açıklarken, çevrede bulunan ve yaşam- ölüm döngüsü gözlemlenebilen somut, yaşayan diğer canlılardan örnek verilerek (ağaçlar, bitkiler ve hayvanlar gibi) daha sonra insan hayatına geçiş yapılabilir.</span></span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><em><strong>5 ile 10 yaş arası çocuklar</strong></em><strong>,</strong> ölümü geri dönüşü olmayan ve yaşam işlevlerinin son bulduğu bir olay olarak algılamaya başlayabilirler. 7 yaşından itibaren ise artık ölümün tüm dünyada yaşandığı ve geri getirilemeyen bir durum olduğunu anlamaya başlarlar. Ancak bu dönemde de somut düşünce hâkim olabileceğinden, çocukların ölümü anlayabilmeleri için somut açıklamalara ihtiyaçları vardır.</span></span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><em><strong>10 yaşından ergenliğin sonuna kadar olan dönemde</strong></em><strong>,</strong> çocuklar soyut düşünceleri idrak edebilirler. Bunun sonucunda, kaybın geri dönüşü olmayan bir olgu olduğunu anlamaları yanında, kaybın çocuğun geri kalan hayatında yaratabileceği eksiklik ve değişiklilerin de bilincinde olurlar.</span></span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Çocuklar bir ölümün/kaybın ardından yas tutabilirler mi?</span></span></strong></span></span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Çocuklar da kaybedilen kişilerin ardından yas tutabilirler. Aileler genellikle çocuklarıyla ölümü konuşmanın yanlış bir şey olduğunu düşünüp, çocukları bu süreçten uzak tutmaya çalışırlar. Hatta çocuklara giden kişinin ardından, “uzağa gitti, sen şimdi bunları düşünme” gibi tepkiler verilip, çocuğun kayıp ile baş edebilme becerilerini geliştirmelerine engel olmaktadırlar. Oysa ki çocuğun gelişimsel dönemine uygun olarak yas tutmasına yardımcı olmak gerekir.</span></span></span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Çocuğun kayıp ve yas tepkisini etkileyen faktörler</span></span></strong></span></span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Çocukların kayba ve ölüme tepkisini anlayabilmek için öncelikle çocuğun aslında neyi kaybettiğini düşünmek gerekir. Çünkü çocuğun kayba tepkisinin derecesi ve önemi de aslında kaybedilen ebeveynin veya kişinin çocuğun hayatında nasıl bir rol oynadığına da bağlıdır. </span></span></span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Çocuğun hayatında önemli rol oynayan <em>birincil kayıplar</em> öncelikli olarak çocuğun yaşam koşullarının değişmesine yol açan kişilerin kaybı ile olur. Bunlar: (1) çocuğun temel gereksinimlerini karşılayan ve çocuğa sevgi- güven ortamı oluşturan kişiler (anne, baba ve bunların yerini alan bakıcılar olabilir) ve (2) genelde çocuğun kendisiyle kişisel ve duygusal anlamda paylaşımlarda bulunduğu veya özdeşimler kurduğu kişilerin (kardeş, yakın arkadaş, büyük anne veya dede gibi) kaybıyla olur. <em>İkincil kayıplar</em> ise, kaybın yol açtığı sebeplerden dolayı çocuğun yaşadığı ortamın değişmesi, başka bir eve taşınma, günlük rutinlerinin değişmesi gibi çocuğun hayatına getirilen değişimlerle olur.</span></span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Kaybın çocuk için anlam ve öneminin yanında, kaybın birincil veya ikincil kayıplardan oluşması da çocuğun kayba olan tepkisini büyük ölçüde etkilemektedir.</span></span></span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Çocukların kayıp ve yas tepkileri neler olabilir?</span></span></strong></span></span></p>
<p><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;">a. <strong><em>Tepki 	olarak </em></strong></span><strong><strong><em>duygular:</em></strong></strong><br />
</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Yetişkinlerde olduğu gibi çocuklar da ölüm ve kayba karşı, karışık ve anlamlandırmakta zorlandıkları duygular besleyebilir. Çoğu zaman bu duyguları dile getirmekte zorlanabilirler. Diğer bir yandan, çocuğun kayba yüklediği anlam ve kaybedilene ne olduğuna dair düşünceleri, çocuğun hissettiklerini de etkilemektedir. Örneğin, anne babasını kaybettiği fakat kendisinin sağ çıktığı bir kazadan sonra, çocuk suçluluk duyguları hissetmenin yanında kaybedilen anne ve babanın ardından yalnız kalmaktan dolayı bir öfke de duyabilir. Bunun yanında, annem öldüyse babam da ölebilir gibi kaygı ve korku duyguları yaşayabilirler. Kayıp ardından hissedilen yoğun duygular genel olarak; <em>korku, çaresizlik, suçluluk, öfke, şaşkınlık, boşluk, üzüntü, özlem, kaygı </em>duygularıdır. Çocuğun hissettiği duyguları anlamak, çocuğa bu süreçte doğru bir şekilde yardımcı olunabilmesini sağlar. </span></span></p>
<p><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;">b.<strong><em> Tepki olarak </em></strong></span><strong><strong><em>davranışlar:</em></strong></strong><br />
</span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Bazı çocuklar için duyguları davranışa dökmek, duyguları konuşabilmekten daha kolay olabilir. Bazı çocuklar ise hissettikleri duyguları tam olarak tanımlayamamaktan dolayı, duygularını davranışsal olarak tepki vererek gösterirler. Bu durumlarda kaybın yarattığı duygudan kurtulmak, duyguyu paylaşmak veya dile dökülemeyen yardım alma isteğini göstermek de davranışsal tepkilerle meydana getirilir. Kayıp sonrası çocuklarda aşağıdaki davranışlar gözlemlenebilir:</span></span></span></p>
<ul>
<li><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;">Fiziksel 	veya sözel saldırganlık, öfke nöbetleri</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;">Yemek 	yeme alışkanlıklarında değişimler (yemek yemeyi reddetme veya 	aşırı yemek yeme isteği)</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;">Uykuda 	düzensizlikler (Uykuya dalamama, uykudan uyanma, korkulu rüyalar 	görmek veya yalnız başına uyumaktan korkmak)</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;">Hayatta 	kalan ebeveyn veya bakıcılardan ayrılmak istememek, 	ayrıldıklarında bir şey olacakmış korkusuyla evden çıkmak 	veya okula gitmek istememek.</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;">Davranışsal 	olarak erken dönem davranışlara dönüş (Gece altını ıslatma, 	parmak emme gibi)</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;">İçe 	kapanma, konuşmak istememek.</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;">Bazı 	çocuklar okulda odaklanma sorunları yaşarken, bazıları kaybı 	tamamıyla unutmak/bastırmak için kendilerini okul derslerine 	verebilirler.</span></li>
</ul>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Yetişkinler çocuklar için kayıp sonrası neler yapabilirler?</span></span></strong></span></span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Öncelikli olarak çocukların yas tutma süreçlerine yardımcı olmak için, onları bu süreçte olabildiğince bu gerçeklikten uzak tutmamak ve yalnız bırakmamak gerekir. </span></span></span></p>
<ul>
<li><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Geride 	kalan başka bir ebeveyn veya bakıcı varsa, çocuğun duyacağı 	güven ve sevgi ihtiyacı bu kişi tarafından eksiksiz bir şekilde 	yerine getirilmelidir.</span></span></span></li>
<li><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Çocukların 	ölümü ve kaybı anlayabilmelerine dair bilişsel ve duygusal 	beceri sağlamalarına ve geliştirmelerine yardımcı olmak 	gerekir.</span></span></span></li>
<li><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Çocukların 	sorularına en uygun şekilde cevap vermek gerekir.</span></span></span></li>
</ul>
<p style="padding-left: 60px;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">*Öncelikli olarak çocukların ölüm ve kayıp ile ilgili ne durumda olduklarını ve ne tarz bilgileri bildiklerini anlamak, yanlış duygulara yol açacak yanlış bilgileri önlemek açısından gerekli olabilir.</span></span></span></p>
<p style="padding-left: 60px;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">*Kolay anlaşılan, dürüst ve karmaşık olmayan cevaplar en iyileridir. Çocuğun yaşına ve kelime dağarcığına uygun sözcükleri seçerek konuşmaya özen gösterilmelidir.</span></span></span></p>
<p style="padding-left: 60px;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">*Çocuklara gerçek bilgiler açıklanmalıdır, fakat bazen gerçek şok edici olabilir, bu yüzden kullanılan cümleler dikkatli ve özenli bir şekilde seçilmelidir.</span></span></span></p>
<ul>
<li><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Çocuk, 	gelişimsel dönemine uygunluk çerçevesinde, yas sürecine dahil 	edilmelidir.</span></span></span></li>
</ul>
<p style="padding-left: 60px;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">*Yas törenine katılmadan önce, çocuğa katılma kararını kendisi verebilme seçeneği sunulmalıdır. Bunun için çocuğa öncelikle süreçle ilgili uygun bilgiler verilmelidir.(Dua etme töreni, ölü bedeninin orada bulunması vb. gibi bilgiler). </span></span></span></p>
<p style="padding-left: 60px;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">*Tüm bu süreçte güvenebileceği birinin yanında olacağına dair de bir destek bilgisi verilmelidir. </span></span></span></p>
<p style="padding-left: 60px;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">*Eğer çocuklar yas sürecine dâhil edilmezler ve bilgilendirilmezlerse, kendilerini olayların dışında görüp, dışlanmış ve kızgın hissedebilirler. </span></span></span></p>
<ul>
<li><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Ölen 	kişinin anısını canlı tutmak.</span></span></span></li>
</ul>
<p style="padding-left: 60px;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">*Yeri geldiğinde ölen kişinin fotoğrafları veya anıları üzerinden çocuklarla paylaşımlarda bulunmak, onların bu süreçte yalnız olmadıklarını hatırlatmaya ve kaybı zaman içerisinde daha iyi anlamlandırmalarına yardımcı olur. </span></span></span></p>
<p><span style="font-size: small;"><br />
</span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><strong>Kaynaklar:</strong></span></span></span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><strong><strong>Corr, C.A. &amp; Corr, D.M.(1996). </strong></strong><strong><em><strong>Handbook of childhood death and bereavement.</strong><strong> </strong></em></strong>New York: Springer Publication. </span></span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><span style="color: #333333;">Charkow, W. B. (1998). Inviting children to grieve. </span><span style="color: #333333;"><em>Professional School Counseling</em></span><span style="color: #333333;">, </span><span style="color: #333333;"><em>2</em></span><span style="color: #333333;">, 117.</span></span></span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Dyregrov, Atle. (2000). <em>Çocuk, Kayıplar ve Yas: Yetişkinler İçin El Kitabı</em>. Çeviren: Gülden Güvenç. İstanbul: Türk Psikologlar Derneği Yayınları.</span></span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Fearnley, R. (2010). Death of a parent and the children&#8217;s experience: Don&#8217;t ignore the elephant in the room. <em>Journal of Interprofessional Care</em>, <em>24</em>, 450-459.</span></span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><a name="citation"></a> Haine, R. A., Sandler,I.N. &amp; Wolchik, S. A.,( 2008) .Evidence-based practices for parentally bereaved children and their families. Professional Psychology: Research and Practice, <em>39,</em> 113-121.</span></span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Smith, S.C. (1999). <strong><em><strong>The forgotten mourners: guidelines for working with bereaved children</strong></em></strong><strong><strong>. </strong></strong>London : Jessica Kingsley Publishers.</span></span></p>
<p><strong>Hazırlayan:</strong></p>
<p>Merve Yılmaz</p>
<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi</p>
<p>Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Öğrencisi</p>
<p>e-mail: merveyilmz@gmail.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/cocuklukta-olum-ve-yas/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Somatoform Bozukluklar – Somatizasyon Bozukluğu</title>
		<link>http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/somatoform-bozukluklar-%e2%80%93-somatizasyon-bozuklugu/</link>
		<comments>http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/somatoform-bozukluklar-%e2%80%93-somatizasyon-bozuklugu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Jan 2012 21:51:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editör</dc:creator>
				<category><![CDATA[Toplumsal Bilinçlendirme]]></category>
		<category><![CDATA[BAK]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi açık kapı]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[somatik bozukluklar]]></category>
		<category><![CDATA[somatizasyon]]></category>
		<category><![CDATA[somatoform]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgiacikkapi.com/?p=660</guid>
		<description><![CDATA[“Soma” Yunanca “beden, vücut” anlamına gelmektedir. Somatoformun tam Türkçe karşılığı ise psikolojik acıyı bedenselleştirmektir. Somatoform bozukluluğu olan kişide psikolojik bozukluklar zihinsel bir süreç sonucu fiziksel bir biçim almıştır; semptomlar psikolojik kökenli bedensel belirtilerdir. Ortaya çıkan fiziksel semptomlar tıbbi bir nedenle &#8230; <a href="http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/somatoform-bozukluklar-%e2%80%93-somatizasyon-bozuklugu/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;">“</span><span style="font-family: georgia, palatino; font-size: medium;">Soma” Yunanca “beden, vücut” anlamına gelmektedir. Somatoformun tam Türkçe karşılığı ise psikolojik acıyı bedenselleştirmektir. Somatoform bozukluluğu olan kişide psikolojik bozukluklar zihinsel bir süreç sonucu fiziksel bir biçim almıştır; semptomlar psikolojik kökenli bedensel belirtilerdir. Ortaya çıkan fiziksel semptomlar tıbbi bir nedenle açıklanamamakta ve bu semptomların yanında hastada herhangi başka bir akıl hastalığına (panik bozukluk gibi) rastlanmamaktadır. Somatoform bozukluğun yaşandığı durumlarda herhangi bir numara yapma (malingering) veya var olan acıyı olduğundan fazla gösterme, bir diğer adıyla yapay bozukluk durumu yoktur; kişi semptomları gerçekten yansıttığı gibi yaşamaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Beş çeşit somatoform bozukluk vardır:</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">1) Konversiyon bozukluğu (histeri),<br />
2) Somatizasyon bozukluğu,<br />
3) Ağrı bozukluğu,<br />
4) Beden dismorfik bozukluğu,<br />
5) Hipokondri.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><em>Konversiyon bozukluğunda</em> (histerilerde) semptomlar çatışmaları özgürleştirmek için yapılır ve bedenin bir bölümünde ortaya çıkar. <em>Somatizasyonda</em> ise bedensel semptomlar bilinçdışında bastırılan deneyimin tasarımıdır; dürtü bu organizasyonu harekete geçirir. Dürtünün kaynağı somatik heyecandır ve bu heyecan bedenin çeşitli bölgelerinden alınır. <em>Ağrı bozukluğunda</em> kişide bir ya da birçok yerde kronik ağrı görülür; nedeni psikolojik strestir. <em>Beden dismorfik bozukluğunda</em> kişi fiziksel özelliklerini eksik/yetersiz bulmaktadır ve aklı bu eksiklikle/yetersizlikle aşırı derecede meşguldür. <em>Hipokondri</em> hastaları ise sürekli hasta olduklarını düşünürler. Hipokondrinin bir diğer adı da sağlık fobisi/kaygısıdır.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Kişide psikosomatik denge, sağlık–hastalık arasında kurulur; iyi hissetme duygusu beden ve ruh bütünlüğünden çıkar. İnsanlar her türden uyarana psikolojik ve bedensel yanıtları birlikte verirler. Beden çok hastaysa kişi ruhsal olarak da iyi olamaz veya tam tersi; ikisi birbirinden kopuk değillerdir. Bu uyumlu olup olamama durumu ruhsal süreç üzerinden gelişir ve savunma mekanizmalarının bu süreci tolere edip edememesiyle alakası vardır. Kendini iyi hissetme birçok ruhsal fenomenin birleşmesidir. Gerçek sağlık, ruhsal dünya ve beden tasarımlarının birbiriyle dengede ve ilişkide olmasıyla kazanılır. Bir dengesizlik olduğu durumda beden tepki verir.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Herkesin doğuştan gelen somatizasyon (bedenselleştirme) eğilimi vardır. Hayat boyu çeşitli somatik olaylar yaşayabiliriz (astım, bronşit, ülser, yüksek tansiyon krizleri, kolit), bu bazen hayat kaybına kadar (kanser gibi bağışıklık sistemini yıkan hastalıklar) gidebilir. Tıbbi yaklaşımın karşısına psikanalitik kaynaklı yeni bir psikosomatik akım çıkmıştır. Psikanalitik psikosomatik yaklaşımda hastalığın gelişimindeki ruhşal işlevi anlama öne çıkmaktadır. Hastalığın görüldüğü organın anlamı ancak hastanın söylemi ve buna bağlı olarak getirdiği çağrışımlar ile anlam kazanmaktadır. Örnek verecek olursak, baş ağrısı zihinsel ketlenmeyle ortaya çıkar; dürtüsel etkinlik zihinsel olarak akıllaştırılmadığı (intellectualization) için bedende ortaya çıkmaktadır. Zihinleştirme (mentalization) yoluyla vücuttan boşaltılamayan dürtü bedensel yolla ortaya çıkmaktadır. Bedenselleştirmenin temelinde zihinleştirme vardır. Zihinleştirme kapasitesi iç sıkıntıları, depresyonu, kişisel çatışmaları tolere edebilmeyi, anlaşma yapmayı sağlar. Bu kapasite dürtülerin düzenlenmesi için gerekli olan işlevlerin tümüdür. Psikosomatiklerde somatizasyon sonucu ortaya çıkan bedensel problemlerin altında kin (hostilite) ve saldırganlık (agresyon) vardır.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Yazının geri kalan kısmında somatizasyon bozukluğu birtakım genel sorular ile detaylandırılmaktadır. </span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Somatizasyon bozukluğu nedir?</span></span></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Somatizasyon bozukluğu, klasik tıbbın ilgilendiği şikayetleri barındırır. Bazı somatik faaliyetler çok ya da az çalışır. Bu durumda bastırma düzeneği yeterli olmamış, yerine diğer düzenekler kullanılmaya başlanmıştır. Yatırımlar daha çok bedendeki bir organ üzerinde olmaktadır. Kişi olaylara bedensel semptomlarla yanıt verir. Bunlar “baş ağrısı”, “acı hissi” gibi anlamdan yoksun bir şekilde açığa çıkar. Organizmanın dışarıda beğenmediği duruma yanıtıdır. Ruhsal alanda bastırılan duygulanımlar, otonom sinir yolları ile organların faaliyetlerini değiştirir. Bunu takip eden süreçte de organik hastalık oluşur. Bu yakınmaların, tıbbın ilgi alanına girmelerine rağmen, belirgin bir fiziksel nedeni yoktur. Daha önce de söylendiği gibi, bir organın anlamı ancak hastanın söylemi ve buna bağlı olarak getirdiği çağrışımlar ile anlam kazanmaktadır. Somatizasyon (yer değiştirme-dönüştürme) ruhsal bir çatışmanın bilinçdışı bir savunma süreci sonucu bir bedensel (motor ya da duygusal) semptoma dönüştürülmesidir. Bu semptomlar kişide stres yaratır ve bu da kişinin işlevselliğini düşürür.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Psikosomatik tıp kişiye hastalıktan yola çıkarak bakarken, psikanalitik yaklaşım somatizasyon sürecindeki ruhsal faaliyetlerle ilgilenir. Psikosomatik hastaların şikayetleri sıradanlaşmıştır, somatik ifadeler monoton şekilde açıklanmaktadır. Psikanalist için işte bütün bu sıradanlaştırma sürecinin anlamı vardır. Yani, semptomda her zaman simgesel bir anlam vardır. İlk psikanalistler hastalarının tedaviyle ilgisi olmayan ve beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan ya da kaybolan bedensel hastalıkların varlığını saptamışlardır.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Bu semptomların hiçbirine genel tıbbi bir açıklama getiremiyor olmak gerekmektedir. Bütün semptomların aynı zaman diliminde olmasına gerek yoktur, bozukluk sürecinde ayrı zamanlarda görülebilirler. Somatizasyon bozukluğu beraberinde kaygı bozuklukları, duygudurum bozuklukları, madde kötüye kullanımı ve bazı kişilik bozukluklarını da getirebilir. Bunun görülme oranı yüksektir, özellikle kaygı ve depresyonun eşlik ettiği çok bildirilmiştir.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Nedenleri Nelerdir?</span></span></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Daha önce de belirtildiği gibi, tıbbi bir açıklaması yoktur; semptomlar zihinsel ve duygusal süreçler ile ilgilidir. Stresli durumlarda semptomların görülmeye başlaması veya daha kötüye gitmesi ihtimali artmaktadır. Araştırmalar genetik ve psikososyal faktörler üzerinde de durmaktadır. </span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><a name="_GoBack"></a> Nedenlerini incelerken birçok açıdan yaklaşmak doğru olacaktır.</span></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><span style="text-decoration: underline;">Psikanalitik 	açıdan</span> bakıldığında ilk olarak kişinin ifade edilmemiş bir çatışması 	olduğu düşünülmektedir. Yaşanan deneyimler, hissedilenler o 	kadar acı vericidir ki kişi o olayı bastırır ve bilincine 	çıkmasına izin vermez. Bastırılmış olan duygular kaygıya yol 	açar ve bu kaygı daha sonra fiziksel belirtilerle kendini 	gösterir. </span></span></li>
<li><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><span style="text-decoration: underline;">Davranışsal 	açıdan</span> bakıldığında, kişilerin bu semptomlar sayesinde ikincil bir 	kazanç sağladıkları ve bu nedenle bu semptomları devam 	ettirdikleri söylenebilir. Bu durumda kişi motor ya da duygusal 	hastalığı olan kişiler <em>gibi </em>davranmaktadır. 	Örneğin, birçok yerinin ağrıdığını belirten bir çocuk bu 	sayede bütün ilgilerini diğer kardeşlerine yönlendirmiş olan 	anne babasının ilgisini çekebilmektedir. </span></span></li>
<li><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><span style="text-decoration: underline;">Sosyal 	ve kültürel faktörler</span> açısından bakıldığında, araştırmalar kırsal bölgelerde 	yaşayan ve düşük sosyoekonomik düzeydeki bireyler arasında 	daha yaygın olduğunu göstermiştir. </span></span></li>
<li><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><span style="text-decoration: underline;">Biyolojik 	faktörler açısından</span> bakıldığında, yapılan araştırmalar kalıtsal faktörlerin 	etkili olmadığını göstermektedir. Tek ve çift yumurta 	ikizlerinde yapılan araştırmalar sonucunda ikizlerden birinde 	somatizasyon bozukluğuna rastlandığı halde diğer ikizde bu 	bozukluğun gelişmediği görülmüştür. Daha yakın zamanda 	yapılan araştırmalar da bu bulguyu desteklemektedir.</span></span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Bu bozukluğu olan kişiler ilk semptomlarını genelde 20’li yaşların sonlarına doğru göstermişlerdir, ancak belirtiler 10’lu yaşlarda da görülebilmektedir. Kişiler bu bozukluğu senelerce yaşayabilirler ve bu da gereksiz birçok tıbbi test ve tedavinin yapılmasına neden olabilir. Aşağıdaki faktörler somatizasyon bozukluğu gelişim riskini arttırıcı faktörlerdir:</span></span></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Az 	eğitim düzeyi,</span></span></span></li>
<li><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Düşük 	sosyoekonomik düzey,</span></span></span></li>
<li><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Kadın 	olma,</span></span></span></li>
<li><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Duygularını 	daha yoğun yaşama,</span></span></span></li>
<li><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Antisosyal 	kişilik bozukluğu, madde bağımlısı, kaygı bozukluğu, 	depresyon ve panik bozukluğu olma,</span></span></span></li>
<li><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Duygusal 	stresini sözel olarak ifade edemeyen kişilerde veya bu stresi 	ifade etmenin uygunsuz olduğu kültürlerde yaşama.</span></span></span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Semptomları nelerdir?</span></span></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Bu bozukluğun temelini çoklu somatik yakınmalar oluşturur ancak ‘Somatizasyon bozukluğu’ tanısı konabilmesi için kişide aşağıdaki kriterlerin bulunması gerekmektedir:</span></span></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Somatik 	semptomların (fiziksel yakınmaların) 30 yaşından önce 	görülmesi,</span></span></span></li>
<li><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Ağrının 	vücudun en az dört farklı yerinde hissedilmesi (baş, karın, 	sırt, eklem, vb.),</span></span></span></li>
<li><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Ağrı 	dışında iki gastrointestinal semptom öyküsü (bulantı, 	şişkinlik, gebelik dışında kusma, vb.),</span></span></span></li>
<li><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Ağrıdan 	farklı olarak bir cinsel bozukluk semptomu (cinsel ilgi kaybı, 	düzensiz menstrüasyon, vb.) ve</span></span></span></li>
<li><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Nörolojik 	semptomlar (dengesizlik, paraliz, yorgunluk, yutmada zorluk, ses 	kaybı, hezeyanlar ve halüsinasyonlar, dokunma duyusu kaybı, 	ağrıyı hissedememe, amnezi, geçici körlük, geçici sağırlık, 	hastalık nöbetleri).</span></span></span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Nasıl teşhis edilir?</span></span></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Bir kişinin somatizasyon bozukluğu olup olmadığını teşhis etmek için kullanılan belirli bir test yoktur. Yapılan tıbbi testler ve muayeneler sonucu bir sonuca ulaşılmıyorsa doktorlar hastalarını bir psikoloğa veya psikiyatriste yönlendirmelidirler.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Tedavi</span></span></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Peki nasıl geçecek? En kısa yoldan ve en etkili şekilde somatik semptomlarından kurtulmak isteyen hasta, içinde bulunduğu gerginliğe daha fazla dayanamaz. En önemli hedef hastanın iç süreçleri ile ilgilenmeye başlamasını sağlamaktır. Mümkünse bu süreçte hastalar yalnız kalmamalıdır. Hastalar kaygılarını daha iyi tanımlamaya ve onunla ilgilenmeye başladıktan sonra semptomların azaldığı bilinmektedir, çünkü bu semptomlar en başında var olan kaygıyla başa çıkmak için oluşturulmuş kaygılardır. Somatizasyon bozukluğu olan bir kişinin bu semptomları isteyerek yaratmadığını veya çektikleri acıları çekiyormuş gibi yapmadıklarını bilmek önemlidir.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Somatoform bozukluklar kişileri ruh sağlığı uzmanlarına götüren diğer rahatsızlıklar kadar sık görülmemektedir, bu nedenle tedaviye yönelik yeterli denebilecek düzeyde kapsamlı bir çalışma bulunmamaktadır. Bu kişilere nasıl yardım edilebileceği konusunda tek kaynak vaka raporları ve klinik spekülasyonlardır. Kişiler bu semptomlardan dramatik bir şekilde şikayet edebilir ve bu semptomları açıklayıcı olmayan bir şekilde tasvir edebilirler. Aynı semptomlar uzun süre devam eder ve tedavi için tıp dışından bir klinisyene görünmek yerine, birçok kez gitmiş olmalarına rağmen, yine aynı semptomlarla bir tıp doktoruna giderler. Bunun nedeni semptomlarını fiziksel olarak görmeleridir ancak bu semptomları açıklayan tıbbi bir sonuca ulaşamazlar. Depresyon ile birlikte görüldüğü bilindiği için bir tıbbi müdahale yolu antidepresan ilaçlardır.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Davranışçı klinisyenlere göre bu bozukluklara yüksek kaygı eşlik etmektedir ve bu kaygı da bazı hayat olaylarıyla ilişkilidir. Bu durumda, korkularının azaltılması ve böylece somatik belirtilerde azalma görülebilmesi için maruz bırakma (exposure) yöntemi ile hastanın bu kaygı yaratan durumu ele alması sağlanabilir. Ancak eğer kişi bu semptomlarını sadece belirli olay sonucu değil, gündelik hayat problemlerinden kaçmak için oluşturuyorsa, bu semptomları geride bırakmak için daha yoğun bir terapiye ihtiyaç duyacaktır.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Genel olarak önerilen, hastanın (hastalığı nedeniyle) yapamadıklarına odaklanmak değil, kendisine stresle nasıl başa çıkacağını öğretmek, hissettiği sınırlamaları nasıl aşabileceğini kendisine göstermek ve kontrol duygusunu kazanmaya teşvik etmektir. Tedavinin amacı, kişinin bu semptomları kendisinin kontrol edebileceğini düşünmesini sağladıktan sonra iş hayatı ile sosyal hayatta işlevselliğini arttırmaktır. Bunları sağlamak için de psikoterapi güvenilir bir tedavi alanı sunmaktadır.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Önlemek için neler yapılabilir?</span></span></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Hayattaki stres seviyesinin düşürülmesi, psikolojik ve duygusal sağlığa dikkat edilmesi, ve bu konuda yardımı alınan doktor veya terapist ile açık ve güzel bir ilişki kurulması, bu bozukluğun önlenmesinde etkili faktörlerdir.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><br />
</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><strong>Kaynaklar:</strong></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Amerikan Psikiyatri Birliği: <em>Psikiyatride Hastalıkların Tanımlanması ve Sınıflandırılması Elkitabı</em>, Yeniden Gözden Geçirilmiş Dördüncü Baskı (DSM-IV-TR), Amerikan Psikiyatri Birliği, Washington DC, 2000’den çeviren Köroğlu E., Hekimler Yayın Birliği, Ankara, 2001.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Davison, G. C., Neale J. M. (2011).<em>Anormal Psikolojisi</em>, Yeniden Düzeltilmiş İkinci Baskı, John Wiley &amp; Sons,New York, NY, 2003’ten çeviren Dağ İ. &amp; Daş C. &amp; Erden G. &amp; Erkal B. &amp; Küey L. &amp; Öktem F. &amp; Savaşır I. &amp; Sayılgan M. A. &amp; Soygüt G. &amp; Tosun A., Türk Psikologlar Derneği, Ankara, 2011.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">İkiz Tunaboylu, T. (2005). Psikosomatik Hastalıklarda Psikosomatik Psikoterapi. In A. Gürdal Küey (Ed.), <em>Psikanaliz Konuşmaları</em> (pp. 31-47). Istanbul: Bağlam Yayıncılık.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">İkiz Tunaboylu, T. (2008). <em>Psikanaliz Buluşmaları – 3: Psikosomatik</em>. Istanbul: Bağlam Yayıncılık.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Parman, T. (2005). Psikosomatik Tarihi ve Çocuk Psikosomatiği. In A. Gürdal Küey, &amp; T. İkiz Tunaboylu &amp; M. L. Kayaalp &amp; R. Tükel &amp; E. Abrevaya (Eds.), <em>Psikanaliz Yazıları – 11: Psikosomatik</em> (pp. 13-31). Istanbul: Bağlam Yayıncılık.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><span style="color: #000000;">Phillips,</span><span style="color: #000000;"> </span><span style="color: #000000;">K. A. (2008), </span>Somatization Disorder. Retrieved from: http://www.merckmanuals.com/home/mental_health_disorders/somatoform_disorders/somatization_disorder.html</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Rais T. B. (2008), Somatization Disorder. Retrieved from: http://www.empowher.com/media/reference/somatization-disorder</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Rubins, J.L. (1959). Psychodynamics and Psychosomatic Symptoms. <em>American Journal of Psychoanalysis</em>, <em>19</em>, 165-187.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><br />
</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Hazırlayan:</span></span></strong></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Tuğçe TOKUŞ</span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">İstanbul Bilgi Üniversitesi, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı</span></span></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/somatoform-bozukluklar-%e2%80%93-somatizasyon-bozuklugu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Medya ve Sosyal Normların Yeme Bozuklukları Üzerine Etkisi</title>
		<link>http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/medya-ve-sosyal-normlarin-yeme-bozukluklari-uzerine-etkisi/</link>
		<comments>http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/medya-ve-sosyal-normlarin-yeme-bozukluklari-uzerine-etkisi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Jan 2012 21:20:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editör</dc:creator>
				<category><![CDATA[Toplumsal Bilinçlendirme]]></category>
		<category><![CDATA[anoreksiya]]></category>
		<category><![CDATA[BAK]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi açık kapı]]></category>
		<category><![CDATA[bulimia]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yeme bozuklukları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgiacikkapi.com/?p=649</guid>
		<description><![CDATA[Yeme Bozuklukları günümüzde dört alt gruba ayrılır: Anoreksiya Nervoza, Bulumia Nervoza, Takıntılı Yemek Bozukluğu ve Başka Türlü Adlandırılamayan Yeme Bozukluğu. Bu hastalıkların genel olarak öne çıkan belirtisinin ise kilo almaktan kaçınmak olduğu görülmüştür. Bunu yapmak için ya yemek yemekten kaçınmak &#8230; <a href="http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/medya-ve-sosyal-normlarin-yeme-bozukluklari-uzerine-etkisi/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Yeme Bozuklukları günümüzde dört alt gruba ayrılır: Anoreksiya Nervoza, Bulumia Nervoza, Takıntılı Yemek Bozukluğu ve Başka Türlü Adlandırılamayan Yeme Bozukluğu. Bu hastalıkların genel olarak öne çıkan belirtisinin ise kilo almaktan kaçınmak olduğu görülmüştür.  Bunu yapmak için ya yemek yemekten kaçınmak ya tıkanırcasına yemek yiyip daha sonra bu yemeği çıkarmak ya da aşırı egzersiz yaparak yediği yemekten kurtulmak gibi yollar kullanılıyor.Yemek bozukluklarının yaygınlığına bakıldığında ise ergenlik dönemindeki genç kızlar arasında çok yaygın olduğu ve en öldürücü ikinci hastalık olduğu bulunmuştur.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Yeme bozukluklarının sosyal, biyolojik, genetik ve psikolojik nedenleri olabilir. Ruhsal rahatsızlıklar içerisinde en çok kültüre bağlı olan hastalığın yeme bozuklukları olduğu bulunmuştur. Bu noktada sosyal nedenleri incelemek büyük önem taşımaktadır.</span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Kültürün Yeme Bozuklukları Üzerindeki Etkisi</span></span></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Kültürün etkisi bu sosyal nedenlerden biri olarak sayılabilir. Yeme bozuklukları endüstriyelleşmiş bölgelerde, Amerika, Kanada ve Avrupa ülkelerinde daha fazla görülürken Pakistan’da yapılan bir araştırmada 369 genç içerisinden sadece bir kişide Bulimia Nervoza olduğu bulunmuştur. Bu da kültürün ve kültürün içerisinde kabul gören normların aslında o toplumun bireylerinin vücut memnuniyetsizliğine ve bununla bağlantılı ruhsal rahatsızlıklara olan etkisini göstermektedir. </span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Batılı kadınların çoğunda güzel görünmenin sağlıklı olmaktan daha iyi olduğuna dair bir inanç vardır. Günümüzdeki sosyal normlar nedeniyle orta sınıf kadınların kendilik değerlerinin ve başarılarının genellikle vücutlarındaki yağ oranı ve güzellikleriyle bağlantılı olduğu bulunmuştur. Bu normlar da kadınların daha fazla diyet ve spor yaparak zayıf kalmaya çalışmalarına neden olmuştur. </span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Medya ve Modanın Yeme Bozuklukları Üzerine Etkisi: İdeal Zayıf Kadın İmajı</span></span></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Günümüzdeki sosyal normların onaylanmasında medyanın çok büyük bir etkisi vardır. Moda bunun en güzel örneklerinden biri olabilir. Modanın satmaya çalıştığı şey aslında giysiler aracılığı ile zayıf ideal kadın modelidir. Moda sektöründe ve özellikle medyada göz önünde olan kadınlarını çoğu zayıf ideal kadın modelini örnek olarak sunuyorlar. 1960 ve 1970’lerde zayıflık bu kadar gündemde değilken, günümüzde bedenler çok daha fazla küçüldü. Şişman olmanın başarısızlık ve kendine hakim olamama gibi anlamlar çağrıştırarak şişmanlıktan korkmaya yönlendirdiği bile söylenebilir.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Medyada zayıf kadın tipinin idealize edilmesinin ve içselleştirilmesinin yeme bozukluklarına giden en önemli risklerden biri olduğunu savunuluyor. Bu noktada kadınların zayıf ideal kadın tiplerini içselleştirmelerinin, kadınların kendilerinin medyadaki idealize edilen zayıf kadınlarla karşılaştırmalarının ve kendi vucütlarından memnun olmamalarının yeme bozukluğuyla giden yoldaki tutumlarını belirlediği bulunmuştur. </span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Kolaylaştırıcı Psikolojik Faktörler</span></span></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Medya ve moda bu noktada zayıf ideal kadın tipini bir sosyal norm olarak sunarak öne çıkıyor. Yapılan bir araştırmada zayıf kadın modellerine maruz kalmanın kişide zayıflamak için bir güdü yarattığı bulunmuş. Fakat yeme bozukluğuna giden yolda diğer bir önemli faktör de o kişinin medyanın sunduğu ideallere karşı tutumu ve kendilerinin nasıl algıladıkları. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, kendi vücutları ile mutlu olmayan ve kendilerine güvenleri az olan kadınlar bu zayıf ideallere maruz kalınca kendileriyle bir çelişkiye düşme olasılıkları daha fazla. Bu çelişki sonucunda kendi değerlerinin ancak güzel ve çekici olurlar ise artacağını düşünüyorlar ki bu zayıf tipi içselleştirme ve kendi vücudundan memnun olmama da yeme bozukluklarının medyayla ilişkisindeki en önemli nedendir. Eğer ki bir kadın güzel ve çekici olmayı zayıflık ile içselleştirmediyse, o kadının medyanın, modanın ve sosyal normların bu tuzağına düşmeme olasılığı daha yüksek.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Sosyal Öğrenmenin Etkisi</span></span></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Sosyalleşmenin ve sosyal öğrenmenin bu içselleştirmede de payı olduğu görülüyor. Günümüzde kadınlar vücutlarının kendilik değerlerinin değişmez ve bölünmez bir parçası olduğu şeklinde sosyalleştiriliyorlar. Gene bu noktada, sosyal öğrenmenin rolü var. Doğdukları andan itibaren modelleyerek öğrenen insanoğlu medyada sunulan kadın modellerinin hep zayıf olmasını gözlemlediği ve o zayıf kadınları model alarak öğrendiği için, bu modelleri içselleştirebiliyor. Toplum tarafından kabul gören kadınlar zayıf olarak gösteriliyor ve bu da medyada, modada ve tüketim toplumunda sunulan modellerle pekiştiriliyor. Ergenlik gibi gelişiminin kritik bir döneminde olan genç kızlar, toplumun ve medyanın güçlü baskısı altında kendilerine kimliklerinin bir parçası olarak yer edinmek için kültürün onayladığı estetik standartlara sahip bir vücut istiyorlar. Bu noktadaki en büyük tuzak ise, medyada ve modada sunulan kadın modellerinin aslında toplum gerçeğini yansıtmaması. </span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Beden Memnuniyetsizliğinin Etkisi</span></span></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Günümüzdeki ideal kadın standartlarının kilo ve boyları ortalama bir kadın için ulaşılamaz idealler olması nedeniyle kadınlar kendi vücutlarıyla bir memnuniyetsizlik yaşamaya başlıyorlar. Vücutlarından memnuniyetsiz olmalarında toplum baskısının çok büyük bir rol oynadığı aşikârdır. Bu noktada, o kişinin tutumu bir ara faktör olarak görülüyor. Eğer ki bir kadının tutumu zayıf ideal kadınlara pozitif özellikler atıf etmek olursa, o kişinin kendi vücudundan memnun olmama olasılığının söz konusu olması daha fazladır.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Sosyal Karşılaştırmanın Etkisi</span></span></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Sosyal karşılaştırmanın da, medya ve yeme bozuklukları arasındaki ilişki de kendini karşılaştırma sonucu kendi bedeninden memnun olmayarak etkili olduğu bulunmuş. Üniversite öğrencileri ile yapılan bir araştırmada Bessenoff (2006) öğrencilere zayıf ideal kadınların maruz bırakıldığı ve bırakılmadığı reklamlar göstermiştir. Zayıf kadınların gösterildiği reklamları izleyen gençlerde vücudundan memnun olmamanın, depresyon seviyesinin ve negatif duygu durumun arttığı ve kendine güvenin azaldığı bulunmuş. Yine aynı çalışma gösteriyor ki sosyal kıyaslama medya etkilerine maruz kalma ve kendine olumsuz görüşlere sahip olma ilişkisinde bir aracı görevi görüyor. Kendi vücudundan memnun olmayan kişilerin kendilerini, sunulan idealler ile karşılaştırmaları, kişileri yeme bozukluklarına iten nedenlerden biri olabilir.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Aile ve Arkadaşların Tutumlarının Etkisi</span></span></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Bu sosyal karşılaştırma halk arasında artan diyet yapma oranları ile de desteklenebilir. Lise çağındaki genç kızların yüzde 80’inden fazlasının diyet yapmaya çalıştığı bulunmuştur. Bu oran da zayıf ideal kadın vücuduna sahip olma arzusunun genç kızların hayatında ne kadar önemli bir rol oynadığını gösteriyor. Gelişimleri daha tamamlanmadan vücutlarının sağlığını tehlikeye atmak pahasına daha zayıf ideale uygun görünmek için besin kaynaklarını azaltıyorlar. Yeme bozukluklarına giden yolda aslında altta yatan faktör kilo almama ya da kaybetme ihtiyacı, ki diyet de bunun için yapılıyor. </span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Bu noktada genç kızlar sadece medyadan değil ailelerinden ve arkadaşlarından da çok etkileniyorlar. Eğer ki ailesinden kilo almak bir problem olarak görülüyorsa ve ideal olanın zayıf ve güzel olmak olduğu aşılanıyorsa, bu kişiler daha da çok risk altında oluyor. Yine, arkadaş grupları da çok önemli bir rol oynuyor. Araştırmalar aynı arkadaş grubu içindeki genç kızların ideal vücut,  kilo vermeye verilen önem ve diyet yapma konusunda aynı tutumlara sahip olduğunu gösteriyor. Medya dışında sosyal çevresinde de zayıf ideal modeller sunulan kişilerin yeme bozukluğu geliştirme riski de dolayısıyla artıyor.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="en-US"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><br />
</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Referanslar</span></span></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Ahern, A.L., Bennett, K. M., &amp; Hetherington, M. M.(2008). Internalization of the Ultra-Thin Ideal: Positive implicit associations with underweight fashion models are associated with drive for thinness in young women. <em>Eating Disorders,</em>16: 294-307.<em> </em></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">American Psychiatric Assosiation. (2000). <em>Diagnostic and </em><em>statistical</em><em> manual of mental </em></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><em>disorders </em><em>(4th edition).</em> Washington, DC:Author. </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Bessenoff, G. R. (2006). Can the media affect us? Social comparison, self-discrepancy, and </span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">the thin ideal<em>. Psychology of Women Quarterly,</em> 30, 239-251. </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Davison, G. C. &amp; Neale, J. M. (2004). Anormal Psikolojisi (7. Baskı). Ankara: Türk </span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Psikologlar Derneği. </span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Durand, V. M. &amp; Barlow, D. H. (2010).<em> Essentials of abnormal psychology (5th edition). </em>Canada: Wadsworth Cengage  Learning<em>.</em></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Robles, D. S. (2009). When food becomes the enemy: <em>The international Journal of Research and Review, </em>2, 16-29.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><br />
</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Hazırlayan:</span></span></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Aslı Özden</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">İstanbul Bilgi Üniversitesi Klinik Psikoloji Programı</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/medya-ve-sosyal-normlarin-yeme-bozukluklari-uzerine-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sanat Terapisine Genel Bir Bakış</title>
		<link>http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/sanat-terapisine-genel-bir-bakis/</link>
		<comments>http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/sanat-terapisine-genel-bir-bakis/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Jan 2012 20:55:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editör</dc:creator>
				<category><![CDATA[Toplumsal Bilinçlendirme]]></category>
		<category><![CDATA[BAK]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi açık kapı]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sanat terapisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgiacikkapi.com/?p=642</guid>
		<description><![CDATA[Hepimiz hayatlarımızın bir noktasında özgül bir şekilde sanatla iç içe olmuşuzdur. Gündelik hayata dair aklımıza gelebilecek her şey sanatla alakalı olabilir. Çocukken resim çizmemiz, yetişkinlikte fotoğraflar çekmemiz… Bu tip örneklerin hepsi insanların hayatının içindendir ve insanlara terapötik bir güç verirler. &#8230; <a href="http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/sanat-terapisine-genel-bir-bakis/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Hepimiz hayatlarımızın bir noktasında özgül bir şekilde sanatla iç içe olmuşuzdur. Gündelik hayata dair aklımıza gelebilecek her şey sanatla alakalı olabilir. Çocukken resim çizmemiz, yetişkinlikte fotoğraflar çekmemiz… Bu tip örneklerin hepsi insanların hayatının içindendir ve insanlara terapötik bir güç verirler. Ancak terapi sürecinin sanatla ilişkilendirilmesi genelde insanlara fikir olarak uzak gelir.  Fakat bakıldığında, sanatın genelde bilindiğinden başka amaçları da vardır: kendini anlamlandırmak, anlam arayışı, kişisel gelişim, iyileşme… Çizim,heykel, resim ve diğer sanat formları çok etkili iletişim araçlarıdır ve sanat ayrıca bizlerin fikirleri, duyguları, rüyaları ve beklentileri vb. arasında aktif bir role sahiptir. Bu sebeple, denilebilir ki sanat insanlara bir anlayış ve anlamlandırma yetisi sunar ve insanların iç dünyasını kelimelere dayanmadan anlamlandırabilmesinde önemli bir rol oynar.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Sanat Terapisi Nedir? </span></span></span></span></span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Sanat terapisinin iki adet tanımı olduğu söylenebilir. İlk olarak, sanat yapıyor olmanın zaten kendi içerisinde terapötik bir etki barındırdığından söz edilir, sanatın kendisi başlı başına terapötiktir. Sanat yapıyor olmanın doğurduğu yaratıcı sürecin gelişimsel ve sağlıkla ilgili olarak iyileştirici ve yetiştirici bir etkisi olduğu söylenir. İkinci olarak, sanat terapisi fikrinin temelinde sanatın sembolik bir iletişim aracı olduğuna dair bir bakış vardır. Sanat ürünleri kişinin iç dünyasına dair bir iletişim aracı olarak tanımlanır. Terapide oluşturulan sanat ürünü üzerinden kişi ve terapist arasında sözel ve sembolik bir paylaşım oluşur ve bu yolla bir içgörü kazanılabilir. </span></span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Kısacası, sanat terapisi sanat materyalinin kişinin sanat terapistine kendini ifade edebilmesi ve yansıtabilmesi için bir yoldur. Ve terapistin, terapi sürecinde oluşturulan bu sanat materyali üzerinden kişinin hayat tecrübelerine dair bilgi edinmesini sağlayan da bir terapi yoludur.</span></span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Sanat Terapisinin İşlevleri</span></span></span></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Kişilerin duygularını, hayal güçlerini ve hayata bakışlarını keşfetmelerini sağlayacak bir yöntemdir. Temel amacı kişinin iç dünyasındaki imgeleri geliştirmeleri ve ifade etmelerini sağlamaktır. </span></span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Aynı zamanda kişinin kimlik algısını da güçlendirir. Kişinin değişmesini ve kişisel bir derecede gelişmesini sağlayabilmektir. Bu görüşe göre kelimelere başvurmadan kendini (sanat yoluyla) ifade edebilme fırsatı kişinin kendi iç dünyasını ve olası problemlerini fark etmesini sağlar. Bu nedenle sanat terapisinin kişinin kendini sözel olarak ifade etmesine alternatif bir yol geliştirdiği söylenebilir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Terapide üretilen ve birçok konu zenginliğine sahip bir sanat ürünü kendi içinde çelişen özellikleri de yansıtabilme kapasitesi taşır. Aynı zamanda zaman içinde kişinin sanat ürününü değiştirmesi ya da geliştirmesi de çok yararlı bir durumdur, kişinin kendini keşfetmeye devam edişi, kendini ürüne yansıtabilmesi ve kıyaslayabilmesiyle de ilişkilidir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Neden Sanat Terapisi İşlevseldir?</span></span></span></span></span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Sanat insanın bütünüyle ilişkilidir. Sanatla birlikte vücudumuz, zihnimiz ve ruhumuzu bütün bir şekilde kendimizi yansıtabiliriz.</span></span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Düşünce süreçlerimiz çoğunlukla görseldir. Örneğin rüyalarımız, imaj şeklinde gözümüzde canlanan düşünceler… Bu sebeple belki de sanat terapisiyle düşünce süreçlerimize daha iyi bir şekilde ulaşabiliriz.</span></span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Kimi anılarımız zihnimizde sözelleştirilmemiş ya da yasaklanmış olabilir. Örneğin, acı dolu çocukluk anıları ya da anlatılmak istenmeyen travmatik anılar. Terapide oluşturduğumuz ürünle birlikte, konuşmadan bu anılarımızdan bahsetmemize fırsat yaratılmış olur.</span></span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">İnsanlar olumsuz duygu ve düşüncelerini sanat yoluyla daha kolay ifade edebilirler. Sanat sembolik olduğu ve özgür olmaya değer verdiği için, insanlara olumsuz yönleri ile alakalı iç dünyalarını da çok çeşitli bir şekilde yansıtabilmeleri için olanak tanır. Çünkü bir insan için olumsuz yönlerini yansıtabilmek bazen daha zor olabilir. </span></span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Önceki maddeye ek olarak, eğer istenmeyen veya kabul edilmeyen bu olumsuz düşünceler, görsel olarak (sanat ürünü yoluyla) görülürse, o ürünleri değiştirebilmek için enerji kullanabilmek, dolayısıyla o düşünceleri değiştirebilmek daha kolay olabilir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">İnsanlar sözel olarak anlatmaktan ziyade özgül bir şekilde sanat yoluyla kendilerini yansıtabilirler. Örneğin tutarsız gibi gözüken duygularını (aynı anda nefret ve aşk duyduğu bir durumu)  bir sanat ürününde birleştirebilmeleri, birlikte gösterebilmeleri de onlar için daha kolay olabilir. </span></span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Sanatın terapi odasındaki kişi ve terapist arasındaki köprü görevi de önemli bir noktadır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Yaratıcı süreç, kişiye etkili bir şekilde öğrenme tecrübesi de sunar. Gerektiğinde kişinin zihnindeki eski yapıları yıkıp yerine yeni yapılar kurabilmesi buna örnek olarak verilebilir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Son olarak, bir sanat ürünüyle uğraşarak duyusal olarak da iç dünyamızı (bu bir olay, durum ya da kişi olabilir)  deneyimlemiş oluruz.  Ve bunu duyusal (dokunarak, görerek vb.) deneyimlemiş olmak bizim duygularımıza ve iç dünyamızı nasıl algıladığımıza daha kolay ulaşmamızı sağlayabilir. </span></span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Sonuç olarak, bu sebeplerle, sanat terapisinin  “iyileştirici etkisine ve işlevselliğine” dikkat çekilmiştir. Kısaca özetleyecek olursak,  bu süreçle birlikte insanlar onları zor duruma, krize ya da travmaya sokabilecek duygularından kurtularak rahatlayabilirler, iç dünyalarını keşfedebilir, kendilerini iyi hissetmeleri yolunda gelişebilir ve gündelik yaşamlarını daha zengin bir hale sokabilirler. Buna ek olarak, kişisel bir anlam oluşturarak kişinin kendini tanıması güçlü bir iyileşme sağlar.</span></span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Sanat Terapisinin Temelleri</span></span></span></span></span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Terapinin iki adet kısmı vardır: Sanat kısmı ve terapi kısmı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Sanat kısmında materyallerin basit ve kolay bir şekilde üstünde çalışılabilir olması önemlidir, çünkü buradaki temel nokta kişinin bu materyaller üzerinden kendini ifade edebilmesidir. Hangi materyalin hangi duruma göre uygun olacağını belirlemek klinisyenin kişisel bakışına göre değişebilir. </span></span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Terapi kısmından bahsedecek olursak, terapistin ilgili kişinin gelişimsel sürecini ve çizgisini (hangi yollarda neler yaşadığını), içsel ve kişiler arası dinamiklerini biliyor olması ve bahsettiği konunun o kişinin yaşadığı çatışma ile ne kadar ilintili olduğunu bilmesi önemlidir.  Aynı zamanda kişinin terapistle kurduğu güven ilişkinin öneminin de altını çizmek gerekir. </span></span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Terapi için kişiyi destekleyici, ona güven verici bir alan sağlanmalıdır. Herkesin sanatla olan ilişkisi kendine özgü olduğu için, o kişiye göre özel bir alan oluşturmak da önem taşıyabilir. Terapide sanat ürünü yoluyla oluşturulan ifade ve bu ürünü ortaya koyan kişinin bu ürünle olan anlam ilişkisini kurması önemli püf noktalarındandır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Sanat Terapisi Nerelerde Uygulanır?</span></span></span></span></span></span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Sanat terapisinin uygulandığı alanlar çok geniştir. Okullar, çocuk danışma merkezleri ve çocuk yuvalarından hastane ve hapishanelere kadar birçok kurumda bu uygulamayı görmek olağandır. </span></span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Sanat Terapisi Kimlerle Çalışılır?</span></span></span></span></span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Sanat terapisi her yaştan ve her arkaplandan insanla çalışılabilir. Ancak sözel olarak iletişim kuramayan insanlar için bu yöntem özellikle etkilidir. Otizm, sağırlık, zihinsel gerileme, beyin hasarı görmüş hastalar veya demansı olan hastalar bu gruba örnek olarak verilebilir.  Bu metot tedavi edilemez zihin rahatsızlıkları olan hastalar için özellikle etkili olabilir, çünkü  oluşturdukları sanat işleri kimi zaman kurabildikleri tek iletişim yolu olabilir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Zihinsel problemi olan, depresyonda olan, kendine zarar verici ve bağımlılık sorunu olan yetişkinler, öğrenme zorluğu yaşayanlar, psikozda olan kişiler, duygusal, davranışsal ya da eğitimsel alanlarda zorlukları olan, travmatik bir olay yaşamış veya kronik hastalığı olan çocuklar örneklerden birkaçıdır. </span></span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Sanat terapisinin etkili olabileceği diğer insanlar, konuşma yetisi olan ama konuşmaktan hoşlanmayan ve/veya konuşmak istemeyen, dolayısıyla terapiye gitmek istemeyen insanlar ve spontane davranmaktan hoşlanabilen insanlar olabilir. Eğer diğer terapik yöntemler denendiyse ve başarısız olunduysa, bu insanlara sanat yoluyla daha kolay bir şekilde ulaşılabileceği düşünülebilir. </span></span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Ancak unutulmamalıdır ki, bu terapi şekli herkes için geçerlidir, özel gruplarla sınırlandırmamak gerekir. </span></span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Sanat Terapisiyle Yapılan Çeşitli Araştırmalar</span></span></span></span></span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"> Bu kısımda sanat terapisiyle yapılan bazı farklı çalışmalardan bahsedilecektir. </span></span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"> Hapishanede, sanat terapisiyle depresyon tedavisine ilişkin yapılan bir çalışmada, sessizliğin ve agresif davranışların kendini korumakla ilişkilendirildiğinden dolayı, sanat terapisinin bu tip davranışları elimine edebilip bu insanların duygularını iyi yönde etkileyerek, diğer insanlarla iletişimlerinde faydalı olabileceği gösterilmiştir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Geçmişlerini bir nevi kaybetmeleri sonucu yas sürecinde olan yaşlı insanlarla yapılan bir çalışmada ise, sanat terapisinin bu çözümlenememiş yasın oluşmasını engellemede ve kişilerin daha sağlıklı bir sürece girmelerini hızlandırmada etkisi olduğu görülmüştür.</span></span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Travmatik bir olay yaşamış insanlarda da sanat terapisinin yaşanmış travmatik olayın çözümlenmesinde ve açıklanmasında etkili bir yerde olduğu sonucuna varılmıştır. Aynı araştırma sonucunda, sanat terapisinin travma hastalarında uygulanmasıyla, bu kişilerin kendilerini ifade etmesiyle birlikte, özgüven duygularının arttığından bahsedilmiştir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Psikolojik kökenli olan fiziksel rahatsızlıklarda da sanatla ifade yeteneklerinin cesaretlendirilmesiyle sanatın, kişinin fiziksel ve psikolojik durumu arasında bir köprü görevi gördüğü görülmüştür.</span></span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Kanser hastalarıyla yapılan çalışmada ise birçok hasta “duygularında, kendi farkındalıklarında ve diğer insanlara olan davranışlarında olumlu bir yönde artış olduğunu” söylemişlerdir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Yeme bozukluklarında da sanat terapisi epey kullanılmaktadır. Sanat ürünü oluşturduktan sonra o kişinin ürünle ilgili konuşması ve anlam kurması o kişinin içinde bulunduğu inkar durumunu engelleyici bir özellik taşıdığından ve bunun iyileştirici, olumlu etkisinden bahsedilmiştir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">İstismara uğramış kadınlarla yapılan bir çalışmada da bu kişilerin kendi durumlarının farkına varmalarıyla birlikte, zihinlerinde tekrar eden bu travmatik sürecin dışına çıkabilmelerinin sağlanabileceğinden bahsedilmiştir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Sanat Terapisinin Günümüzdeki Durumu</span></span></span></span></span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Sanat terapisi günümüzde kendi pratiği, çerçevesi ve çalışma alanı sahibi olmuş bir pratiktir. Her sanat dalı birbiriyle çok ilişkili ve iç içe olduğu için, sanat terapisi tek bir alanla sınırlandırılmamalıdır. Müzik, drama, şiir ve hareket alanları gibi birçok alanla etkileşimleri de her zaman düşünülmelidir. Sanat terapisi tesadüfi bir şekilde ortaya çıkmış değildir, çünkü gitgide sanata bir iletişim yolu olarak bakılmaya başlanmasıyla birlikte bu pratik ciddi bir derecede önem kazanmıştır.  Çünkü yukarıda da bahsedildiği gibi, sanat yapımı kendini ifade edebilmek, zihin, vücut ve insanın ruhunun, o kişinin sağlığı ve iyi olma durumu ile yakından ilişkilidir.</span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><br />
</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><em><span style="font-size: medium;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Kaynaklar:</span></span></strong></span></em></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Appleton, V. (2011) <a href="http://www.informaworld.com/index/936789685.pdf"><span style="color: #000080;"><span style="color: #00000a;">Avenues of hope:</span></span> <span style="color: #000080;"><span style="color: #00000a;">Art</span></span> <span style="color: #000080;"><span style="color: #00000a;">Therapy and the Resolution of</span></span> <span style="color: #000080;"><span style="color: #00000a;">Trauma</span></span></a>. <em>Art </em><em>therapy, 18, </em> 6-13.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Ballou, M. (1995). Psychological Interventions. A Guide to Strategies. United States of America.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"> Gussak, D. (2007). The Effectiveness of Art Therapy in Reducing Depression in Prison.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><em>Populations International Journal of Offender Therapy and Comparative Criminology </em><em>Volume 51, Number 4,</em> 444-460.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Luzatto, P. &amp; Gabriel, B. (2011). The Creative Journey: A Model for Short-term Group Art</span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Therapy with Posttreatment Cancer Patients. <em>Art Therapy, 17: 4</em>, 265 — 269</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Rabin, M. (2003) Art Therapy and Eating Disorders. The Self as Significant Form.New York. Columbia University Press.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;">Malchiodi, C.A. (2007). The Art Therapy Sourcebook. United States of America. Library of </span></span></span><span style="font-size: medium;">Congress Cataloging-in-Publication Data.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Rubin, J.(2010). Introduction to Art Therapy. New York. Routledge Press.</span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Rubin (2001) Approaches to Art Therapy. London Routledge Press.</span></span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Theorell, T. (1998). Treatment of Patients with Chronic Somatic Symptoms by Means of Art </span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Psychotherapy: A Process Description. <em>Psychother  Psychosom, 67,</em> 50- 56.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><span style="font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: medium;">Truetsky, C.J. &amp; Hays, R.E. (2011). Development of an Art Psychotherapy Model for the </span></span></span><span style="font-size: medium;">Prevention and Treatment of Unresolved Grief During Midlife. Art </span><em>Therapy 20: 3,</em><span style="font-size: medium;"> 148 — </span><span style="font-size: medium;">156.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Wadeson, H. , Durkin, J. &amp; Perach,D. (1989). Advances in Art Therapy. Canada. Wiley- interscience Publication.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Wood, J.M. (1998). Art Therapy in Palliative Care. The creative response. Edited by Mandy Pratt and Michele J.M. Wood. London and Newyork published by Routledge.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Hazırlayan:</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">A. Dicle Gençer</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">İstanbul Bilgi Üniversitesi</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Klinik Psikoloji Yüksek Lisans</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/sanat-terapisine-genel-bir-bakis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocukluk Döneminde Depresyon</title>
		<link>http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/cocukluk-doneminde-depresyon/</link>
		<comments>http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/cocukluk-doneminde-depresyon/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Jan 2012 20:14:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editör</dc:creator>
				<category><![CDATA[Toplumsal Bilinçlendirme]]></category>
		<category><![CDATA[BAK]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi açık kapı]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk depresyonu]]></category>
		<category><![CDATA[depsreyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgiacikkapi.com/?p=633</guid>
		<description><![CDATA[Çocukluğun mutlu ve kaygısız bir zaman dilimi olduğuna dair yaygın inanışın aksine çocukluk döneminde depresyon; sık görülen, çocuğun hayatını oldukça olumsuz etkileyen; ancak tedavisi mümkün olan bir hastalıktır. Çocukluk Depresyonu ne demektir? Her çocuk üzüntünün hakim olduğu duygu durumlarını yaşar; &#8230; <a href="http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/cocukluk-doneminde-depresyon/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Çocukluğun mutlu ve kaygısız bir zaman dilimi olduğuna dair yaygın inanışın aksine çocukluk döneminde depresyon; sık görülen, çocuğun hayatını oldukça olumsuz etkileyen; ancak tedavisi mümkün olan bir hastalıktır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><strong>Çocukluk D</strong><strong>epresyonu ne demektir?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><strong><span style="font-family: georgia, palatino;"> </span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Her çocuk üzüntünün hakim olduğu duygu durumlarını yaşar; ancak bu duygu durumlarının şiddeti ve süresi belli bir eşiği aşıp çocuğun düşüncelerini, davranışlarını, sosyal yaşamını, okul performansını ya da fiziksel sağlığını etkilediği durumlarda klinik olarak bir duygu durum bozukluğundan söz etmek mümkündür.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Çocukların ortalama yüzde 5’inde depresyon görülmektedir. Okul öncesi ve okul dönemindeki çocuklarda depresyona çok sık rastlanmazken, ergenlik çağına girildiğinde depresyonun görülme oranı 2-3 kat artar. Kayıp yaşamış, yoğun strese maruz kalan, dikkat problemleri ve öğrenme güçlükleri yaşayan, davranış ve kaygı bozuklukları olan çocuklarda depresyon geçirme riskinin arttığı bulunmuştur.</span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="font-weight: bold;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Belirtileri nelerdir?</span></span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><strong><span style="font-family: georgia, palatino;"> </span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino;"> </span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-family: georgia, palatino;">Kişinin 	kendisini günün büyük kısmında ve hemen hemen her gün 	depresif hissetmesi (Bu durum, kendini çocuklarda huysuz ve asabi 	bir hal olarak gösterebilir).</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino;">Günlük aktivitelere 	ilginin ve bu faaliyetlerden duyulan zevkin azalması</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino;">Çocukta gelişimine 	uygun kilo alımının gerçekleşmemesi</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino;">Uykusuzluk ya da 	aşırı uyuma</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino;">Yerinde duramama hali 	ya da hareketlerde yavaşlama</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino;">Yorgunluk ve 	enerjide düşüklük</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino;">Değersizlik veya 	aşırı suçluluk hissi</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino;">Düşünce 	yetilerinde azalma veya kararsızlık</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino;">Tekrarlayan ölüm 	veya intihar düşünceleri</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="font-family: georgia, palatino;">(Bu belirtiler depresyona dair genel bir bilgi vermek için sunulmuş olup, bu listenin teşhis koymak için kullanılmaması gerekir.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Buradaki belirtilerin görülme sıklığı, süresi, şiddeti ve kişinin işlevselliğini etkileme derecesi klinik olarak tanımlanabilecek bir depresyonun varlığına ya da yokluğuna işaret etmektedir. Klinik bir tablodan söz edildiği noktada farklı depresyon alt tiplerinden bahsedilebilir. Örneğin, bu belirtilerin daha şiddetli olduğu ama daha kısa sürdüğü Majör Depresyon ya da şiddetin daha az ama sürenin daha uzun olduğu Distimik Bozukluk çocuklarda görülen başlıca depresyon alt tiplerindendir. Bu yüzden çocuğun bakımını üstlenmiş kişilerin, çocukta bu belirtilerden 5 ya da daha fazlasını 2 haftadan uzun bir süre boyunca gözlemlemesi durumunda bir ruh sağlığı profesyoneline (psikolog, psikiyatrist ya da psikolojik danışman) başvurması gerekmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><strong><span style="font-family: georgia, palatino;">Depresyon farklı yaş gruplarında nasıl görülür?</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Çocuklarda depresyonun görülme şekilleri farklı yaş gruplarına göre çeşitlilik gösterir. 7 yaşından küçük çocuklarda teşhisi çok kolay olmasa da ebeveynlerin bu farklı depresif belirtilere karşı uyanık olmalarında yarar vardır. Çünkü depresyon, çocuğun çevreye ve kendine zarar verici davranışları gibi kolayca gözlemlenebilir olmadığı için çoğu zaman gözden kaçar. Ancak bu belirtilerin anlaşılması ve müdahale edilmesi ileride yaşanabilecek depresyonun önlenmesi için faydalıdır. Aşağıda farklı gelişim çağındaki çocuklarda sıkça görülen belirtiler sıralanmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><strong>Bebeklik çağı</strong>: Uyku ve yeme düzeninde bozulma, kilo kaybı, ilgisizlik, gelişimde yavaşlama, donuk bakışlar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><strong>Okul öncesi çağı</strong>: Bu dönemdeki belirtiler oldukça değişkenlik gösterir. İçine kapanıklık, sosyal geri çekilme, oyunlara karşı ilgisizlik, anneye aşırı bağlılık, genel bir sıkıntı hali, karın ağrısı gibi fiziksel şikayetler.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><strong>Okul çağı</strong>: Okul öncesi çağda görülebilen semptomlara ek olarak; zarar verici davranışlar, öfke nöbetleri, hırçınlık. İntihar tehditleri de bu yaşta başlayabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><strong>Ergenlik öncesi dönem</strong>: Önceki dönemlerdeki belirtilere ek olarak; kendini suçlama, kendine güvende düşme, yalnızlık, okul performansında kötüleşme, daha önce zevk alınan aktivitelere ilginin azalması, kendini beğenmeme, yorgunluk.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><strong>Depresyonun </strong><strong>Ortaya Çıkmasında ve Tekrarlarmasında Etkili olan Faktörler  nelerdir?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><strong>Biyolojik </strong><strong>Faktörler</strong></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-family: georgia, palatino;">Beynin bazı 	bölümlerinin fonksiyon ve yapılarında görülen anormallikler</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino;">Beyinde 	iletişimi sağlayan nörotransmiter adıyla bilinen kimyasalların 	işlevinde bozukluklar</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino;">Genetik 	yatkınlığın çevresel stres 	faktörleriyle olan etkileşimi</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino;">Vücutta 	değişik organlardan (böbrek üstü bezi, tiroid, hipofiz) 	salgılanan hormonlardaki anormallikler.</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><strong>Psiko-Sosyal</strong><strong> Faktörler</strong></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-family: georgia, palatino;">Uzak, çatışmalı, 	çocuğun duygusal olarak desteklenmediği aile yapıları</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino;">Ebeveynlerin başta 	depresyon olmak üzere çeşitli psikolojik rahatsızlıklarının 	olması</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino;">Taşınma, okul 	değiştirme, ailede birinin hastalanması, kaza, ebeveynler arası 	sorunlar, kayıp, ihmal ve istismar gibi çocukta stres 	yaratabilecek olay ve durumlar</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino;">Çocuğun 	duygularını düzenlemede ve dengelemede 	yaşadığı problemler</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino;">Çocuğun 	kendisini ve geçmişini olumsuz değerlendirme, geleceğe ve 	dünyaya kötümser bakma eğilimi</span></li>
<li><span style="font-family: georgia, palatino;">Bebekliğin özellikle 	ilk senesinde gerekli bakımın sağlanamamış olması</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><strong><span style="font-family: georgia, palatino;">Çocuklarda Depresyonla İlişkili Görülebilecek Diğer Problemler nelerdir?</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><strong>Zeka ve Okul Performansı</strong>: Depresyonun şiddeti ve çocuğun zeka potansiyeli arasındaki ilişkinin oldukça zayıf olduğu bilinmektedir. Ancak depresyonun çocuğun odaklanma, dikkatini sürdürebilme, hızlı çalışabilme becerilerini kötü yönde etkilediği de unutulmamalıdır. Bu yüzden depresyonu olan çocukların okul performansında bir düşüklük beklenmektedir. Genel olarak depresyon ve akademik zorluklar arasındaki ilişki depresyon ve sosyal zorluklar arasındaki ilişki kadar güçlü değildir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><strong>Bilişsel Bozukluklar:</strong> Kendini değersiz görme ve “Hiçbir şeyi doğru yapamıyorum” gibi genel ve olumsuz düşünme şekilleri depresyonda sıkça görülür. Depresyondaki çocukların başarısızlıklarını ısrarlı bir şekilde kendi yetersizliklerine vermeleri, okul performanslarını ve sosyal ilişkilerini kötü yönde etkiler. Bu da yetersizlik ve değersizlik inançlarının pekişmesinde rol oynar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><strong>Arkadaşlık İlişkilerindeki Problemler:</strong> Depresyondaki çocukların az sayıda ve yakınlıkta ilişkiler kurduğu görülmüştür. Etkili iletişim becerilerindeki aksaklıklar bu içe kapanık ve yalnız hallerine yol açan faktörlerdendir. Sosyal problemlerle etkili bir şekilde nasıl baş edeceklerini bilmelerine rağmen pasif bir şekilde, kaçınarak ya da saldırgan yollarla bu problemleri çözmeye çalıştıkları sık rastlanan durumlardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><strong>Aile İlişkilerindeki Problemler:</strong> Depresyon geçiren çocukların diğer aile üyeleriyle olan ilişkilerinin çok destekler nitelikte olmadığı ve çokça çatışma barındırdığı bulunmuştur. Çocuğun aile içindeki izolasyonu; iletişim kurma becerilerinden çok, çocuğun aile üyeleriyle zıt düşmekten kaçınmasından kaynaklanmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><strong>Madde ve Alkol Kullanımı: </strong>Depresyon madde ve alkol kullanımının artmasında önemli risk faktörlerinden biridir. Özellikle ergenlik çağına yaklaştıkça bu risk daha da fazla artmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><strong>İntihar:</strong> Umutsuzluk, keder, acizlik gibi duygular yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da intihar düşüncelerini harekete geçirebilir. Bu düşüncelere sahip çocukların üçte birinin intihara kalkıştığı saptanmıştır. Silah, kendini boğma ve ilaçla zehirlenme sırasıyla çocuklar tarafından en çok kullanılan metotlardandır. İntihar girişimleri en çok 13-14 yaşlarında artmakta, 17-18 yaşlarından sonra ise azalmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><strong><span style="font-family: georgia, palatino;">Tedavi seçenekleri nelerdir?</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><strong><span style="font-family: georgia, palatino;">Psikoterapi:</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="font-family: georgia, palatino;"><span style="text-decoration: underline;">Bilişsel-Davranışçı Terapi</span>:<strong> </strong>Yetişkinlerde uygulanmaya başlayan bu terapi yaklaşımı zaman içinde çocuk ve ergenlerle çalışılabilecek şekilde düzenlenmiştir. Bu yaklaşım, çocukların olumsuz ve otomatik bir şekilde ortaya çıkan düşüncelerinin fark edilmesini ve daha gerçekçi alternatif düşüncelerle değiştirilmesini temel alır. Bununla beraber, sosyal iletişim becerilerinin geliştirilmesi, çocuğun daha etkin bir şekilde problemleri çözmesi ve ilişkilerini iyileştirmesi de amaçlanır.</span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="font-family: georgia, palatino;"><span style="text-decoration: underline;">Psikodinamik Psikoterapi</span>: Çocuğun davranışları, düşünceleri, duygularını motive eden mekanizmaların anlaşılmasını vurgular. Tipik davranış örüntüleri, iç çatışmaları ve kullandığı savunmaların tanımlanmasını sağlar. Genelde yaşça büyük olan çocuklarla ve ergenlik çağındakilerle çalışırken tercih edilen bir yaklaşımdır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><span style="text-decoration: underline;">Oyun Terapisi</span><span style="text-decoration: underline;">:</span> Özellikle küçük yaştaki çocuklar, sözel olarak ifade etmekte zorlandıkları duygularını serbestçe oyun oynarken açığa vurabilirler. Bu teknikte, çocuk belirli oyuncaklarla oynarken kendi iç dünyasını oyununa yansıtır, oyun terapisti de çocuğu gözlemler ve oyun üzerinden çocuğun duygu ve davranışlarını yönetmesinde daha iyi yollar bulmasına yardım eder.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><span style="text-decoration: underline;">Aile Terapisi:</span> Aile üyelerinin birbirleriyle ilişkilerinde daha olumlu tutumlar ve yapıcı yollar izlemesi amaçlanır.</span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><strong><span style="font-family: georgia, palatino;">İlaçla Tedavi:</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino;">İlaçla tedavi beyinde haberleşmeyi sağlayan nöro-transmiterlere etki ederek depresyonu fizyolojik olarak tedavi etmeyi hedefler. Yetişkinlerde sıkça kullanılan trisiklik antidepresanlar; çocuklarda çok da etkili olmadığı ve yan etkilerinin fazlalığı nedeniyle ilk tercih edilen antidepresan çeşidi olmamaktadır. Bunun yerini çocuk popülasyonlarında kullanılmak üzere SSRI grubu antidepresanlar almıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Bugüne kadar yapılan araştırmalar, çocukluk depresyonunun ilaçla tedavisine dair karışık bulgular öne sürmüştür. Bu durum çoğunlukla çocuklukta depresyon tanısının konmasının yetişkinlere oranla daha zor olmasından kaynaklanmaktadır. Bu yüzden ilaç tedavisinin uygulanıp uygulanmayacağı bir psikiyatrist tarafından depresyonun şiddeti, süresi ve hayatı etkileme derecesine bakılarak karar verilir. Basit bir dille, şiddeti fazla, uzun süreli, intihar eğiliminin görüldüğü ve gündelik hayatın oldukça etkilendiği durumlarda, en etkin olanın ilaç ve psikoterapinin beraber yürütüldüğü bir tedavi yaklaşımı olduğu söylenebilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><strong><span style="font-family: georgia, palatino;">Kaynaklar: </span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino;">American Academy of Child and Adolescent Psychology. (2008). The depressed child. <em>Facts for Families</em>, 4.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino;">American Academy of Child and Adolescent Psychology. (2011). Pscyhotherapies for children and adolescents. <em>Facts for Families, 86.</em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino;">American Psychiatric Association. (1994). <em>Diagnostic and statistical manual of mental disorders </em>(4th ed.). Washington, DC: Author.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Burgic-Radmanovic, M. (2011). Affective disorders in childhood and adolescence. <em>Acta Medica Academica, 40</em>(1), 67-74.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Cole, D. A. (1990). The relation of social and academic competence to depressive symptoms in childhood. <em>Journal of Abnormal Psychology, 99</em>, 422-429.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Galler, J.B., Bryce, C. P., Waber, D., Hock, R. S., Exner, R.,Eaglesfield, D., Fitzmaurice, G.&amp; Harrison, R. (2010). Early childhood malnutrition predicts depressive symptoms at ages 11-17<em>. The Journal of Child Psychology and Psychiatry</em>, 51(7), 789-798.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Hammen, C. &amp; Rudolph, K. D. (2003).Childhood mood disorders. In E. J. Mash &amp; R. A. Barkley (Eds), <em>Childhood psychopatpathology</em> (2nd ed., pp. 233-278). New York: Guilford Pres.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Luby, J. L., Heffelfinger, A., Mrakotsky, C., Brown, K., Hessler, M.,&amp; Spitznager, E. (2003). Alterations in stres cortisol reactivity ın depressed preschoolers relative to psychiatric and no-disorder comparison groups. <em>Archives of</em> <em>General Psychiatry, 60</em>, 1248-1255.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Mash, E.&amp; Wolfe, D. A. (2010). Mood disorders. <em>Abnormal child psychology</em> (231-262). Belmont, CA: Wadsworth</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><strong>Hazırlayan:</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="font-family: georgia, palatino;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="font-family: georgia, palatino;">Ecem Çoban</span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="font-family: georgia, palatino;">eccoban@yahoo.com</span></p>
<p style="text-align: justify;" lang="tr-TR">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/cocukluk-doneminde-depresyon/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Temel Uyku Bozuklukları</title>
		<link>http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/temel-uyku-bozukluklari/</link>
		<comments>http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/temel-uyku-bozukluklari/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Jan 2012 23:13:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editör</dc:creator>
				<category><![CDATA[Toplumsal Bilinçlendirme]]></category>
		<category><![CDATA[BAK]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi açık kapı]]></category>
		<category><![CDATA[hipersomniya]]></category>
		<category><![CDATA[insomnia]]></category>
		<category><![CDATA[narkolepsi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[uyku bozuklukları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgiacikkapi.com/?p=623</guid>
		<description><![CDATA[Uyku evrenseldir ve hayatta kalmak için gereklidir. Hayatımızın yaklaşık üçte birini uykuda geçiririz. Bu yılda yaklaşık 3000 saat uyku anlamına gelir. Uyumak kişilere hem zihinsel hem de fiziksel enerji sağlar. Çoğumuz, kötü bir gece uykusunun nasıl bir şey olduğunu biliriz. &#8230; <a href="http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/temel-uyku-bozukluklari/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;">Uyku evrenseldir ve hayatta kalmak için gereklidir. Hayatımızın yaklaşık üçte birini uykuda geçiririz. Bu yılda yaklaşık 3000 saat uyku anlamına gelir. Uyumak kişilere hem zihinsel  hem de fiziksel enerji sağlar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;">Çoğumuz, kötü bir gece uykusunun nasıl bir şey olduğunu biliriz. Ertesi gün halsiz oluruz ve gün ilerledikçe sinirli hale gelebiliriz. Araştırmalar, sadece birkaç gün süren uyku yoksunluğunun bile net düşünebilme yeteneğinimizi engellediğini söylemektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;">İyi bir gece uykusu geçireli yıllar oldu diye düşünülelim&#8230; Bu durumda, ilişkileriniz etkilenir, okul ödevlerini yapmanız zorlaşır veya iş yerindeki verimliliğiniz azalır. Aynı zamanda, uykusuzluk sizi fiziksel olarak da etkiler. Araştırmalara göre, yeterli uyku almayan insanlar daha fazla sağlık probleminden şikayet etmektedir. Bunun sebebi olarak, uykusuzluğun bağışıklık sistemini zayıflattığı düşünülmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;">Uyku yetersizliğinin kısa vadeli ve uzun vadeli etkileri olduğunu bilmemize rağmen, uykunun biyolojik işlevi hala gizemliliğini korumaktadır.  Uykusuzluk; kısa vadede dikkat ve konsantrasyon bozukluğuna, yaşam kalitesinin bozulmasına, devamsızlıkta artışa, verimlilikte düşüşe ve iş, ev, yol kazalarına sebep olmaktadır. Uykusuzluk uzun vadede ise çok ciddi rahatsızlıklara ve hatta ölüme neden olmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Uyku Bozukluklarının Nedenleri: </span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;">Uyku bozukluklarının hem biyolojik hem de psikolojik nedenleri vardır. Kişilerin uyku bozukluğuna biyolojik olarak eğilimleri olabilmektedir. Bu eğilim, kişiden kişiye göre, hafif ila çok ciddi uyku bozukluklarının oluşmasına zemin hazırlamaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Uyku Bozukluklarının Türleri:</span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;">Uyku bozukluklari iki ana kategoriye ayrılır: Disomni ve Parasomni.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;">-Disomni yeterli uyku alma güçlüğüdür. İstediğiniz zaman uyuyamamak ve bütün gece uyunmuşsa bile dinlenmiş hissetmemek gibi uyku kalitesi şikayetleri içermektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;">-Parasomni ise, uyku sırasında ortaya çıkan fizyolojik olaylar (kabuslar, ayakta uyumak gibi) ile karakterizedir. Uyku süreci içinde uyarılma ve uyku geçişlerindeki beklenmeyen bozukluklar olarak tanımlanmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="font-size: medium;"><strong><span style="font-family: georgia, palatino;">A. Disomniler</span></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">1.Primer (Birincil) İnsomniya:</span></span></strong></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-size: medium;">Insomniya 	en çok görülen uyku bozukluklarından biridir. </span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Geceleri 	uykuya dalmakta güçlük çekenlerde, sıklıkla uykudan uyanan 	veya çok erken uyanıp tekrar uyuyamayanlarda ya da yeterli  	miktarda uyunmasına karşın hala dinlenmemiş gibi hissedenlerde 	bu uyku bozukluğunun varlığından söz edilmektedir.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">İnsomniya 	tanısı almak için bu belirtilerin en az 1 ay boyunca sürmesi 	gerekmektedir.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Birincil 	insomniyadaki “birincilin” anlamı, şikayetin diğer medikal 	veya psikolojik problemlerle alakası olmamasıdır.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Bu 	uyku bozukluğunun yarattığı yorgunluk; kişide sosyal, mesleki 	ve diğer alanlarda önemli derecede sıkıntı yaratmaktadır.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Insomniyası 	olan birçok hasta yatma alışkanlıklarını ve uyku-uyanma 	zamanlarını değiştirerek kendilerine yarar sağlayabilmektedir. 	Gevşeme tekniği de bu hastalar için yararlı bir müdahaledir.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Hemen 	hemen tüm insomniya sorunları; düzenli uyku saatleri ayarlamak, 	yatağa ancak uykunun geldiği zaman gitmek, öğleden sonra veya 	erken akşam saatlerinde düzenli olarak egzersiz yapmak, uyku 	saatinden 6 saat evvel kafein içerikli içecekler içmemek, uyku 	saatine yakın alkol ve nikotin tüketmemek, gece geç saatlerde 	büyük öğünlerden kaçınmak ve ışık, ses ve sıcaklık 	ayarlarını yapmak gibi uyku hijyeni kurallarına uyarak aza 	indirilebilmektedir. </span></li>
<li><span style="font-size: medium;">İmsomniya; 	psikiyatrik, medikal ve nörolojik bozukluklar gibi koşullar ile 	birlikte ya da uyuşturucu ve alkol bağımlılığı ile birlikte 	görülebilmektedir.</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">2. Birincil hipersomniya</span></span></strong></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-size: medium;">Hipersomniya, 	cok fazla uyuma şeklinde görülmektedir. </span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Hipersomniya 	durumunda kişiler çok uykulu olmaktan şikayetçidirler.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Aynı 	zamanda, bu kişilerde gündüz saatinde uyuklama durumu da 	gözlenmektedir.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Hipersomniya 	tanısı için bu şikayetlerin en az 1 ay sürmesi gerekmektedir. </span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Bu 	aşırı uyku hali, sosyal, mesleki ve diğer alanlarda önemli 	derecede sıkıntı ve bozukluğa neden olmaktadır. </span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Hipersomniyanin 	sebepleri hakkında fazla araştırma yapılmamıştır. Bazı 	vakalarda hipersomniyanın genetik rolü olduğu görülmüştür.</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">3. Narkolepsi</span></span></strong></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-size: medium;">Narkolepsi 	uyku bozukluğunun temeli genetiktir. </span></li>
<li><span style="font-size: medium;">En 	az 3 ay boyunca her gün görülen, karşı konulamayan dinlendirici 	uyku atakları ve beraberinde getirdiği kısa süreli kas tonu 	kontrolünün kaybedilmesi şeklinde görülmektedir.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Narkolepsinin 	en göze çarpan özelliği, bir önceki gecede alınan uyku miktarı 	ne olursa olsun, ansızın bastırabilecek  aşırı uykulu olma 	halidir.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Narkolepsi 	hastaları, gün boyunca aşırı uykulu olma hali üstüne, ani kas 	tonu kontrolü kaybı (katapleksi) yaşarlar. Katapleksi,  güçlü 	pozitif veya negatif duygular ya da bir sürpriz nedeniyle oluşan, 	uyanıkken aniden azalan kas tonu kaybına denir.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Narkolepsi 	hastalarının iki karakteristik özelliği vardır.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Bu 	kişiler genelde uyandıktan sonra kısa bir süreliğine hareket 	edememe veya konuşamamadan, bir diğer adıyla <em>uyku 	felcinden</em> şikayet 	etmektedirler. </span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Narkolepsinin 	son karakteristiği ise <em>hipnogojik 	halüsinasyonlar</em>dır. 	Bu canlı ve çoğu zaman korkutucu halüsinasyonlar uykunun başında 	başlar ve son derece gerçekçidirler çünkü yalnızca görsel 	değil, dokunma, işitme ve hatta hareket etme hislerine de hitap 	etmektedir.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Narkolepsiye, 	diğer uyku bozukluklarına nispeten daha ender rastlanmaktadır.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Narkolepsi 	tanısı ve tedavisi için bir uyku çalışması gerekmektedir.</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">4. Solunumla ilişkili Uyku Bozukluğu:</span></span></strong></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-size: medium;">Uykudaki 	solunum bozukluğu tıbbi bir sorundur. </span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Bu 	uyku bozukluğunda, uyku sırasında periyodik olarak meydana gelen 	birtakım solunum bozuklukları görülmektedir.  Bunlar basit 	horlamadan hava akımı kesilmesine (apne) kadar değişebilmektedir.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Uykularında 	nefes alma problemi çekenler gece boyunca çok sayıda kısa 	süreyle uyanırlar ve 8-9 saat uykuyla bile kendilerini dinlenmiş 	hissetmezler.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Bazı 	hastalar kısa süreliğine (10-30 saniye) nefes alamayabilirler, bu 	duruma soluksuzluk (apne) adı verilir. </span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Bu 	sorundan etkilenen kişi, solunum güçlüğünün çok az 	farkındadır ve uyku problemini buna bağlamazlar. Ancak, aynı 	yatağı paylaşan bir kişi genellikle yükses sesle horlamayı (bu 	sorunun bir işaretidir) ya da korkutucu nefes kesilme durumlarını 	farkeder. </span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Kişinin 	uykuda nefes almakta zorlandığını belirten diğer işaretler 	şunlardır: gece aşırı terleme, sabah baş ağrısı, gün 	içinde dinlenmeyi sağlamayan uykuya dalma episodları (uyku 	atakları).</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Uykudaki 	solunum bozukluğu nedeniyle oluşan uyku kesilmeleri, aşırı 	uykusuzluğa veya insomniyaya sebep olmaktadır.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Uykuda 	solunum bozukluğu, daha çok yaşlı nüfusta görülmektedir.</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">5. Sirkadyen (Günlük) Ritim Uyku Bozukluğu / Uyku-Uyanıklık Döngüsü Bozukluğu</span></span></strong></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-size: medium;">Bu 	uyku bozukluğu, beynin uyku düzeniyle mevcut gece-gündüz düzeninin eş zamanlı 	şekilde ayarlanmaması ile karakterize edilmektedir.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Başka 	bir deyişle, bir insanın çevresindeki gerek duyulan 	uyku-uyanıklık düzeni ile, kendi uyku-uyanıklık düzeni 	arasındaki uyumsuzluktur.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Sirkadyen 	(günlük) ritim uyku bozukluğunun çeşitli türleri vardır. </span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Örnek: 	Jetlag (zaman dilimi değişimi): Farklı zaman dilimleri arasında 	seyahat etmekten kaynaklanan vücut saatine göre uyku-uyanıklık 	düzeninde ani bir değişim olduğu zaman kişi uyku düzenini 	ayarlamakta zorluk çeker. Birçok kişi okyanuslar veya 	kıtalararası uçuşlardan sonra kırıklık, yorgunluk ve rahatsız 	uykudan şikayet etmektedir.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Sirkadyen 	(günlük) uyku bozuklukları çok yaygın değildir fakat bu 	bozukluğun semptomlarını gösteren hastalarda ciddi işlev 	kayıpları gözlemlenmektedir.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Bu 	uyku bozukluğu; psikolojik problemlere, bilişsel, sosyal ya da 	mesleki işlevlerdeki aksamalara neden olabilmektedir.</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><strong>B. Parasomniyalar:</strong> </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">1. Uyku Anksiyetesi (Kaygısı) Bozukluğu / Kabus Bozukluğu:</span></span></strong></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-size: medium;">Genellikle 	uyku döneminin ikinci yarısı sırasında meydana gelmektedir. </span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Bu 	uyku bozukluğunda kişi çoğu zaman hayat güvencesi tehditleri 	içeren uzun ve son derece korkutucu rüyalar görür. Bu korkutucu 	rüyaların hemen sonrasında kişi uyanır ve rüyayı canlı bir 	şekilde hatırlar. </span></li>
<li><span style="font-size: medium;">En 	yaygın olarak, bu kabuslar gecenin ortasından sonuna olan 	bölümünde oluşmaktadır. </span></li>
<li><span style="font-size: medium;">3-5 	yaş ve üzeri yaştaki çocukların yaklaşık yüzde 50&#8242;si kabus 	görmektedir.</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">2. Uykuda Korku (Uyku Terörü) Bozukluğu:</span></span></strong></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-size: medium;">Bu 	uyku bozukluğu, genellikle uykunun başlarında meydana gelir ve 	panik bir çığlıkla başlar. </span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Uykuda 	korku bozukluğunda, kişi sıklıkla ani olarak uyanır. </span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Bu 	uyku bozukluğu, en çok 5 ila 7 yaş arasındaki çocuklarda 	görülmektedir.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Uyku 	terörü sırasında gürültülü ve delici bir çığlık da dahil 	olmak üzere kişide şiddetli otomatik ve motor belirtiler 	gözlemlenmektedir.</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">3. Uyurgezerlik Bozukluğu:</span></span></strong></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-size: medium;">Uyku 	sırasında yataktan kalkıp etrafta gezmek şeklinde görülmektedir.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Uyurgezerlik 	5 ile 12 yaş arasında çocuklarda yaygındır.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Bazen 	yetişkinliğe kadar devam etmekte veya ender olarak yetişkinlikte 	başlamaktadır.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Uyurgezerlik 	süresi genellikle 10 dakikadan az sürmektedir.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Aile 	geçmişinde görülmesi kişide görülmesinde büyük etkendir.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Uyurgezer 	durum sırasında yaralanmalar ve şiddet içeren olayların olduğu 	belirtilmiştir; fakat kişiler genellikle odada kendi yollarını 	bulabilmektedir.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Uyku 	yoksunluğu, yorgunluk, eşzamanlı hastalık ve bazı 	sakinleştirici ilaçlar tetikleyici faktörlerdir.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Uyurgezer 	bir kişiye yapılacak en önemli müdahale kişinin etrafındaki 	eşyalara takılıp kendini yaralamamasını sağlamaktır. </span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Olayların 	sıklığı sıkıntı yarattığında veya yaralanma riskinin ciddi 	olduğu durumlarda bir uyku uzmanına danışılması 	önerilmektedir.</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Tedavi Yöntemleri:</span></span></strong></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><strong>Medikal/Farmakolojik 	tedaviler:</strong> Doktor 	gözetimi altında mümkün olabilmektedir.</span></span></li>
<li><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><strong>Psikolojik 	tedaviler</strong>: Uyku 	bozukluklarının tedavisi için başka bir seçenektir.</span></span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Farklı 	uyku bozukluğu olan kişilere farklı tedavi yöntemleri 	uygulanmaktadır.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Örneğin: 	Gevşeme yöntemleri, geceleri uykuya dalmayı zor kılan fiziksel 	gerginliği azaltmaktadır.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Bazı 	kişiler; iş, ilişkiler 	ya da diğer olaylar hakkında kaygı hissettikleri için uyuyamama 	ya da gece yarısında uyanmadan şikayet etmektedir. Bu sorunu 	çözmek için psikoterapi etkili olabilmektedir.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Araştırmalar, 	insomniya için psikolojik tedavilerin diğer 	tedavi yöntemlerinden daha etkili olabileceğini göstermektedir.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Yetişkin 	uyku problemleri için, uyaran kontrolü terapisi tavsiye 	edilmektedir. Kişilere yatak odasını iş veya kaygı verici 	faaliyetler için değil, sadece uyumak için kullanılması 	talimatı verilmektedir.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Küçük 	çocuklar için ise; tedavi, genellikle ebeveynin çocuğun 	uyumasına yardımcı olmak için -banyo, hikaye okuma gibi- yatma 	zamanı rutinleri kurmasını içermektedir.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;"><strong>Fototerapi 	yöntemi:</strong> </span>Uykuda 	problem çeken kişilere yardım amaçlı bir yöntemdir. Biyoloijk 	saati yeniden düzenlemeye yarayan parlak bir ışık 	kullanılmaktadır. Araştırmalar, parlak ışığın sirkadyen 	(günlük) ritim bozukluğu görülen hastaların uyku düzenlerini 	yeniden ayarlamada yardımcı olabileceğini göstermektedir.</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">İdeal Uyku Alışkanlıkları:</span></span></strong></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-size: medium;">Yatma 	zamanı rutini oluşturun.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Düzenli 	yatma ve uyanma saati oluşturun.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Yatmadan 	6 saat önce kafein içeren yiyecek ve içecekleri tüketmeyin.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Alkol 	ve tütün kullanımını sınırlayın.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Yağ 	oranının dengeli olduğu bir diyet uygulayın.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Yatağa 	yalnızca uykunuz olduğu zaman gidin ve 15 dakika içinde 	uyuyamıyorsanız ya da tekrar uykuya dalamıyorsanız yataktan 	kalkın.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Haftalık 	egzersiz programı oluşturun.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Yatağı 	yalnızca uyku getirecek aktiviteler icin kullanın.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Yatak 	odasında gürültü ve ışığı azaltın.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Gün 	boyunca doğal ve parlak ışığa maruz kalmaya özen gösterin.</span></li>
<li><span style="font-size: medium;">Yatak 	odasında aşırı sıcaklık değişimlerinden (çok sıcak veya 	çok soğuk) kaçının.</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><br />
</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Kaynakça:</span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;">1) Barlow, D. H., &amp; Durand, V. M. (2009). <em>Abnormal psychology: An integrative approach</em>. (5th ed.). Belmont, CA: Wadsworth Cengage Learning.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;">2) Chokroverty, S. (2010). Overview of sleep &amp; sleep disorders. <em>Indian Journal of Medical Research</em>, <em>131</em>, 126-140.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;">3) Davidson, G.C., Neale, J.M. (2008) <em>Abnormal psychology </em>(İ. Dağ, Trans.).<em> </em>USA: John Wiley &amp; Sons. (Original work published 1998).</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;">4) Neikrug, A. B., &amp; Ancoli-Israel, S. (2010). Sleep disorders in the older adult-a mini-review. <em>Gerontology</em>, <em>56</em>, 181-189.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;">5) Pressman, M., &amp; Orr, W. C. (1997). <em>Understanding sleep: the evaluation and treatment of sleep disorders</em>. Washington, DC: American Psychological Association.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><br />
</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: georgia, palatino;">Hazırlayan:</span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;">Aylin Erbahar</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;">İstanbul Bilgi Üniversitesi Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif;">e-posta: erbaharaylin@gmail.com</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bilgiacikkapi.com/toplumsal/temel-uyku-bozukluklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

